User Tag List

+ Konuya Cevap Yaz
Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Yavuz Sultan Selim'in Taht Mücadelesi

  1. #1
    Süper Moderatör manifesto - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19.November.2017
    Mesajlar
    527
    Ettiği Teşekkür
    40
    58 mesaja 64 teşekkür aldı
    Mentioned
    1 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)

    Yavuz Sultan Selim'in Taht Mücadelesi

    İsim:  selim.jpg
Görüntüleme: 66
Büyüklük:  64.2 KB (Kilobyte)


    YAVUZ SULTAN SELİM’İN TAHT MÜCADELESİ
    Doç. Dr. Faruk SÖYLEMEZ

    II. Bayezid’in saltanatının sonlarına doğru hastalığı ve yaşlılığından dolayı devlet işleriyle ilgilenememesi sonucunda Osmanlı devlet yönetiminde meydana gelen zafiyet, birtakım olayların meydana gelmesine sebep olmuştur. Osmanlı tahtında meydana gelebilecek boşluğu doldurmak için şehzadelerin her biri İstanbul’a doğru harekete geçti.

    Böylece Şehzade Ahmed ile Şehzade Selim arasında taht mücadelesi başlamış oldu. Veziriazam Ali Paşa ve Şehzade Şehinşah’ın ölümü II. Bayezid’i son derece üzmüş ve hastalığının artmasına neden olmuştur. Bunun üzerine Sultan Bayezid devlet yönetiminin daha da kötüye gitmemesi için saltanattan çekilme kararı aldı. II. Bayezid şehzadeler arasındaki bu çekişme sürecinde Şehzade Selim’in Osmanlı sultanı olacak kabiliyette olduğunu müşahede etmiş ve ülkeyi içinde bulunduğu bunalımdan ancak onun kurtaracağına kanaat getirdikten sonra onu İstanbul’a davet ederek tahtı kendisine bırakmıştır.

    Giriş

    Osmanlı tarihindeki tartışmalı ve hâlâ kesin bir sonuca bağlanamayan konulardan birisi Yavuz Sultan Selim’in Osmanlı tahtına geçişi meselesidir. Devrin kaynaklarında bu konuda muhtelif bilgiler verilmektedir. Ancak II. Bayezid ve Selim devirlerinin müellifleri olan Kemal Paşazade, Matrakçı Nasuh, Celalzade Mustafa ve Şükri-î Bitlisi gibi kaynaklarda bu konu daha ayrıntılı olarakincelenmiştir. Aslında bu mücadelenin Şehzade Selim ile kardeşleri arasında cereyan ettiği ve özellikle Şehzade Selim-Şehzade Ahmed arasında çekişmeyaşanmıştır. Ancak kardeşler arasındaki bu taht kavgası Şehzade Selim’in babasına karşı bir başkaldırısı olarak algılanmış, bu durum yanlış kanaatlerin oluşmasına yol açmıştır. Şehzade Selim’in, hanedanın erkek evladı olarak Şehzade Ahmed ve Şehzade Korkud kadar taht üzerinde hak sahibi olmasına rağmen bu mücadelede suçluymuş gibi görülmesi kendisine yapılan bir haksızlık olarak yorumlanabilir.

    Sultan II. Bayezid, Şehzade Ahmed’i kendisinden sonra tahta geçirmek için saltanat merkezi olan İstanbul’a daha yakın bir mesafede bulunan Amasya’ya vali olarak atamış, Şehzade Selim’e ise tam aksine merkezden çok daha uzakta bulunan Trabzon Sancağı’nı vermişti. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti’nin iç siyasetindeki bir teamüle göre, Osmanlı sultanı kendisinden sonra saltanata geçmesini istediği şehzadeyi en yakın sancağa tayin ederdi. Ancak teamülde böyle olmakla beraber uygulamada bunun her zaman böyle gerçekleşmediği görülmektedir. Fatih Sultan Mehmed, oğlu Cem’i Konya’ya, Bayezid’i ise Amasya sancak beyliğine tayin etmişti. Şehzade Cem’in saltanata layık olduğunu iddia edenler yine bu mesafe meselesini ileri sürmektedirler. Ancak ortaya çıkan sonuç tahta geçmek için saltanat merkezine yakın olan sancağa atanmış olmanın
    yetmediğini göstermektedir. Daha önceki olaylar da bunun yakın sancak meselesi olmadığını göstermektedir. Türk devlet geleneğinin bir gereği olarak da önceden işaret edilen şehzadenin değil liyakatli olanın hükümdar olduğu görülmektedir. Bu genel değerlendirmeden sonra Şehzade Selim’in tahta geçiş sürecini devrin kaynakları ışığında incelemek ve bu konudaki görüş ve değerlendirmeleri ortaya koymak suretiyle meseleye açıklık getirmek mümkün olacaktır.

    1. Şehzadeler Arasındaki Çekişmeler ve Devlet Erkânının Entrikaları Şehzade Selim, babasının hasta olduğunu ve bu yüzden bütün devlet işlerini vezirlere bıraktığını, bunun neticesi olarak memleket işlerinin gittikçe karıştığını görüyor ve bu duruma üzülüyordu. Nikris hastalığına tutulmuş olan padişah, devlet işlerini Ali Paşa ile Mustafa Paşa’ya bırakmıştı. Bu iki vezir de devlet işlerinin yürütülmesinde doğru davranmadıkları için halkın nefretini kazanmışlardı. Bunun sonucunda devlet işleri bozulmuş, ülkenin her tarafı anarşi ve kargaşa içinde kalmıştı.

    Öyle anlaşılıyor ki vezirler ve diğer devlet erkânı daha başından beri Şehzade Selim’e karşı tavır almışlardır. Bunu Şehzade Selim’in oğlu Süleyman’ın sancağa atanması meselesinde açıkça göstermişlerdir. Şehzade Süleyman’ın sancağa atanma zamanı geldiğinde kendisine Sultanönü (Eskişehir) teklif edilmişti. Babası Trabzon’da iken oğlunun Eskişehir gibi çok uzak bir sancağa atanması teamüllere aykırı idi. Şehzade Selim’in buna itiraz etmesi üzerine Giresun Körtun ve Şiryan gibi dağlık ve verimsiz yerler teklif edildi. Bu teklifin aslında Sultan Bayezid’den ziyade Şehzade Ahmed yandaşı olan devlet erkânı tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.


    Şehzade Selim buna da itiraz ederek oğlunun, Trabzon’a yakın olan Karahisar veya Kefe sancaklarından birine atanmasını istiyordu. Süleyman’a önce Şebinkarahisar daha sonra Bolu verildi. Ancak o sıralarda saltanat üzerinde etkili olan Şehzade Ahmed buna şiddetle itiraz etti. Zira Şehzade Süleyman’ın Amasya’dan İstanbul’a daha yakın bir sancağa atanması durumunda, Sultan II. Bayezid’in yerine tahta geçmeyi tasarlayan Şehzade Ahmed’in geleceğe dönük plânlarını tehlikeye sokuyordu. Bunun üzerine yapılan görüşmeler sonucunda Şehzade Süleyman ölen amcası Şehzade Mehmed’in yerine 6 Ağustos 1509’da Kefe’ye atandı.

    Şehzade Ahmed’in, Süleyman’ın sancağa atanmasında gösterdiği zorluk ve baskı Şehzade Selim’i çok kızdırmıştı. Böylece iki kardeş arasındaki rekabet ve gerginlik en üst seviyeye ulaştı. Şehzade Selim ve Şehzade Korkud’un isteklerinin yerine getirilmemesi, buna mukabil Şehzade Ahmed’in istekleri doğrultusunda hareket edilmesi Ahmed’in tahta geçirileceği kanaatini diğer iki kardeşte uyandırmıştı. Tam bu sıralarda Şehzade Ahmed’in padişah olacağı dedikodusunun yayılması Selim ve Korkud’un bu kanaatlerini güçlendirdi. Bu tarihten itibaren her iki şehzade de İstanbul’a yakın olmak amacıyla padişahtan izin almadan sancaklarından ayrıldılar.
    .
    Şehzade Ahmed’in 1510 yılında padişah olacağı şayiası üzerine Şehzade Korkud bulunduğu Teke (Antalya) Sancağı’ndan ayrılarak Saruhan Sancağı’na gitti. Şehzade Selim ise bulunduğu Trabzon’dan başkente yakın bir sancağa gelmek istiyordu. Bu nedenle Trabzon Sancağı’nın verimsizliğinden şikâyet ederek başka bir sancağa atanmasını talep etti. Bu konuda babasına gönderdiği mektupta, Trabzon’da yetişmediği için sürekli dışarıdan gemilerle tahıl aldıklarını, bunun da külfetli olduğunu, kendilerinin de bir gemi yaptırmaya güçlerinin yetmediğini ifade etmiştir. Aynı şekilde et ihtiyacını karşılayacak hayvanların da dışarıdan şehre getirildiğini, velhasıl bulunduğu sancakta hiçbir şey yetişmediğini bu nedenle Trabzon’a atandığından beri zor şartlar altında düşmanla mücadele ettiklerini, buna mukabil kardeşlerinin Anadolu’nun içlerinde bolluk içinde yaşadıkları hâlde hâlâ padişahtan daha çok merhamet dilediklerini ifade etmiştir. Şehzade Selim Trabzon’daki olumsuzlukları bu şekilde sıraladıktan sonra burada daha fazla kalamayacağını belirtmiştir

    Ancak Şehzade Selim’in bu istekleri Şehzade Ahmed ve destekçisi olan vezirlerin baskısı ile yerine getirilemedi. Şehzade Selim, Şehzade Ahmed’in padişahlığa geçirileceğine kanaat getirdikten sonra bunu önlemek ve İstanbul’a yakın olmak amacıyla 30 Eylül 1510 tarihinde Trabzon’dan ayrılarak 10 Ekim’de Kefe’ye oğlunun yanına gitti.
    .
    Şehzade Selim Kefe’den babasına ve veziriazama Şehzade Ahmed’in tahta geçirilmemesi yolunda mektuplar yazıyordu. Fatih Kanunnamesi’nde padişah olanın kardeşlerini öldüreceğine dair açık hüküm bulunmasına rağmen, herhangi bir yaş kaydı yoktu. Saltanatı liyakatli olana bırakıyordu.

    Şehzade Selim de diğer kardeşlerine göre kendisini daha liyakatli görüyor; ancak veziriazam ve diğer divan üyeleri Ahmed’in saltanata geçmesini istediklerinden Selim’in söylediklerine kulak asmıyorlardı. Yönetimin bu tür insanların elinde bulunması ülkeyi felaketin eşiğine getirmiş, padişahın oğulları arasındaki rekabeti arttırmıştı.

    Şehzade Selim, babası hayatta iken Şehzade Ahmed’in tahtta geçirilmemesi konusunda yönetimdekilerden olumlu bir cevap alamayınca Rumeli’deki beylerle temasa geçti ve onlardan bir kısmını yanına çekmeyi başardı. Bu arada Ahmed, Selim’in Kefe’ye gittiğini duyunca hem babasına hem de Kırım hanına mektuplar yazarak Selim’in bir an önce Trabzon’a döndürülmesini istedi. Şehzade Ahmed’in baskısıyla Sultan II. Bayezid ve Sadrazam Ali Paşa, Selim’e fermanlar göndererek Trabzon’a dönmesini emrettiler

    Ancak Selim’in kararı kesindi. Bu hengâmede Trabzon’a gidip meydanı Şehzade Ahmed ve yandaşı vezirlere bırakamazdı. Bu nedenle Kefe’de kalarak gelişmeleri İstanbul’daki adamları vasıtasıyla takip etmeyi sürdürdü. Şehzade Selim’in Kefe’de kalmakta direnip kendisine gönderilen hükümlere kulak asmadığı görüldüğünde saltanat merkezinden Kefe’ye, Selim’i Trabzon’a dönmeye ikna etmesi için devrin ulemasından Mevlana Nureddin Sarıgörez10 görevlendirildi. Mevlana Nureddin, 29 Ekim 1510’da Kefe’ye giderek
    Şehzade Selim’le uzun bir görüşme yaptı. Kendisine nasihatlerde bulundu. Ancak Mevlana Nureddin’in nasihatleri de Şehzade Selim’i kararından döndüremedi.

    Şehzade Selim kendisinin Trabzon’a gönderilmesi hususuna çok kızmış ve hiçbir şeyin kendisini kararından vazgeçiremeyeceğini, kendisinin Şehzade Korkud’la karıştırılmamasını söyledi. Mevlana Nureddin aldığı bu cevapla Edirne’ye dönerek Sultan Bayezid’in huzuruna çıktı. Şehzade Selim’in eski sancağına dönmesinin mümkün olmadığını, kendisine Trabzon dışında başka bir sancak verilmesinde ısrarlı olduğunu belirtti14. Bunun üzerine devlet erkânı Şehzade Selim’e Anadolu sancaklarından hangisini istiyorsa kendisine verileceğini15 bu cümleden olarak Menteşe (Muğla) sancağı teklif edildi. Selim bunu kabul etmeyerek onun yerine Silistre Sancağı’nı talep etti16. Ancak bu talep Rumeli’de şehzadeye sancak verilmesi kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle reddedildi. İstanbul’da Şehzade Ahmed’i saltanata geçirme yolları aranırken ŞehzadeSelim, babasıyla konuşmak, ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatmak için 10 Mayıs 1511’de kapı halkını ve askerlerini 100 gemi ve yedi kayığa bindirerek Kefe’den Akkirman’a hareket etti. Beraberinde bunlardan başka, Trabzon’dan toplamış olduğu gönüllüler, 1000 kadar Tatar askeri ve Kırım Hanı’nın oğlu Saadet Giray da bulunuyordu.

    Ancak Akkirman kapılarını Şehzade Selim’e açmamış, bunun üzerine Selim Kili’ye gelmişti. Şehzade Selim’in amacı babasıyla görüşmekti. Bu görüşme isteği Sultan II. Bayezid tarafından memnuniyetle karşılandı. Zira Sultan Bayezid çocuklarının hepsine karşı son derece şefkatliydi. Buna mukabil devlet erkânından ve saltanatın ileri gelenlerinden bazıları buna şiddetle karşıydılar. Çünkü devlet yönetiminde son derece etkili olan bu devşirme vezirler, saltanat değişikliğinin kendi rahatlarını kaçıracağını, başına buyruk hareket etmelerini engelleyeceğini düşünüyorlardı. Bu şahıslar sürdükleri bu saltanatın sona ereceği vehmine
    kapılarak, şahsi menfaatlerini toplumun içinde bulunduğu huzursuzluğun sona ermesine tercih ettiler.

    Şehzade Selim bulunduğu Kili’den babasına bir elçi göndererek, Silistre Sancağı’nı talep etti. Ancak Sultan II. Bayezid’den kendisine Kefe Sancağı’nın verildiğine dair hüküm gönderildi. Şehzade Selim bunu da kabul etmeyerek yoluna devam etti. Sultan II. Bayezid, Selim’in emirlerine karşı gelerek eski sancağına dönmemesi ve önerilen Kefe’yi de kabul etmemesi sonucunda Şehzade Ahmed taraftarlarının da kışkırtmasıyla Rumeli beylerini Edirne’ye çağırdı. Böylece bir savaş ortamı oluşmaya başladı. Şehzade Selim ilerliyor, devlet erkânı ise durdurmaya çalışıyordu. Şehzade Ahmed taraftarları Selim’in bu hareketini devlete isyan olarak yorumluyor ve padişahı savaşa tahrik ediyorlardı. Şehzade Selim ise Edirne’de olup bitenleri haber alıyor ve babasına isyan etmediğini bilakis onun
    elini öpmek için geldiğine dair arzlar gönderiyordu20. Bu yüzden Şehzade Selim’in Edirne’ye yaklaştığı haberi kendisine karşı olan devlet erkânını son derece huzursuz etti.

    Şehzade Ahmed’in yandaşı olan devlet erkânı, Selim’in Edirne’ye gelmeye cüret etmesini düşmanlığına yorumlayıp kendisine büyük bir ordu ile karşı konulmasını istediler. Kapıldıkları bu vehmi ve Şehzade Selim hakkındaki kötü niyetlerini Sultan Bayezid’e gerçekmiş gibi göstermek suretiyle Rumeli beylerine hükümler yazarak acilen İstanbul’da toplanmalarını istediler. Böylece Şehzade Selim’i asker gücüyle uzaklaştırmak ve Rumeli beylerine bol para vaat ederek onların da Şehzade Ahmed’den yana olmalarını sağladıktan sonra ittifakla Ahmed’i tahta çıkarmayı umuyorlardı


    Şehzade Selim, Edirne yolunda iken Sultan Bayezid tarafından gelen elçiyi yanında alıkoymuş, Edirne’ye iki menzil mesafe kalınca kendisine bir miktar para ve hilat verilip gitmesine izin verilmiştir. Şehzade Selim, herhangi bir tuzağa düşmeden suhuletle babasıyla görüşüp el öpmek istiyordu. Bunu yaparken de vezirlerin entrikalarına karşı son derece temkinli davranıyordu. Sultan Bayezid, Şehzade Selim’in kendisiyle görüşme isteğine çok önem verdiğini ve bu isteğine ulaşmak için çok gayret gösterdiğini anlamıştı. Sultan
    Bayezid oğlu Selim’in samimiyetini gördükçe kendisine yaptığı haksızlıkları hatırlıyor ve bundan hicap duyuyordu. Ancak Şehzade Selim karşıtları: “Madem Selim’in amacı padişahla görüşmekse bu kadar debdebeye, bu kadar askerle gelmeye ne gerek vardı.” diyerek Şehzade Selim’in gelmesindeki asıl amacın başka olduğunu ileri sürdüler. Şehzade Ahmed taraftarı olan devlet erkânı baba ile oğul
    arasında oluşan bu barış ve karşılıklı anlayış havasını bozmak için Sultan Bayezid’e bu tür telkinlerde bulunup Şehzade Selim’le savaşmaya niyetlendiler. Ancak bütün Rumeli beyleri İstanbul’a gelmediği için şimdilik Şehzade Selim’e karşı harekete geçmek yerine mevcut durumu muhafaza etmenin uygun olacağı düşünüldü. Bu arada Şehzade Selim karşıtları, Sultan Bayezid’i de kendi saflarına
    çekip Selim hakkında menfi düşünmesini sağladılar. Muhalifler bu tertipleri hazırlarken Şehzade Selim’e gönderilen ulak gelmiş ve padişahın huzuruna çıkarılmıştı. O gün yapılan divanda ulağa Şehzade Selim’in gelip gelmeyeceği sorulduğunda ulak, Selim’in gelmekte olduğunu söyledi. Şehzade Selim’in nasıl bir adalet anlayışına sahip olduğu sorulduğunda ulak Selim hakkında çok olumlu
    sözler söyledi. Bu durumdan son derece duygulanan Sultan II. Bayezid’in o an kafasında saltanatı Şehzade Selim’e bırakma fikri belirmeye başladı. Ancak Sultan Bayezid’in bu düşüncesini sezen vezirler son derece huzursuz oldular. Sultan Bayezid’i bu düşüncesinden vazgeçirmek için tekrar kendisinin Ahmed’e olan sevgisini tahrik etmeye başladılar. Divanda padişahın Şehzade Ahmed’e verdiği saltanat sözünü hatırlatarak onu huzursuz ettiler24. Bu durumdan bunalan Sultan Bayezid her iki şehzadeye de eşit mesafede durmayı tercih etti. Gerçi Şehzade Ahmed’i kendi yerine veliaht tayin etme konusunda eskiden verilmiş sözü
    vardı. Fakat Şehzade Selim’in de saltanata layık olduğu artık ortaya çıkmıştı. Bu yüzden birini diğerine tercih etme konusunda kararsızdı.

    Şehzade Selim Edirne’ye gelerek Tunca Nehri kıyısına kondu. Bütün vezir ve devlet erkânı Selim’in Edirne’ye gelişini görüşmek üzere toplandılar. Selim karşıtları hep birlikte Sultan Bayezid’e, Selim’e karşı padişahın kapısında şu anda on beş bin askerin hazır bekletildiğini ifade ederek Selimle savaşmak istiyorlardı. Oğlu Selim üzerine asker göndermeye pek rızası olmayan Sultan Bayezid, belki de ister istemez devlet erkânının tesiriyle askerin Şehzade Selim üzerine gitmesine izin verdi27. Aynı gün devlet erkânı Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa’ya, padişahın tuğunu bir menzil ileriye dikmesini emrettiler. Kapıcıbaşılarına ait olan tuğ dikme görevinin28 Rumeli Beylerbeyi’ne verilmesi manidardır. Muhtemelen Rumeli beylerine fazla güvenmedikleri için beylerbeyini doğrudan taht mücadelesinin içine çekmek suretiyle Şehzade Selim’e karşı olduğunu göstermek istemişlerdir. Hasan Paşa, tuğu alıp kararlaştırılan mevkie yaklaştığında karşıdan Şehzade Selim’in tuğu göründü. Hasan Paşa bir an dehşete kapılıp bir adım dahi ileri gidemedi. Edirne’ye geri dönerek29 Şehzade Selim’in kendilerine doğru geldiğini haber verdi. Bunun üzerine padişah ertesi sabah askerin tam teçhizatlı olarak huzurunda toplanmasını emretti. Ertesi sabah Sultan Bayezid ordusuyla Şehzade Selim üzerine yürüdü.
    Ancak Selim bulunduğu yerde sabit kalarak bir adım bile babasının ordusuna karşı harekete geçmedi. Şehzade Selim’in bu şekilde, Padişah’ın ordusuna karşılıkvermeyerek, hareketsiz kalmasına devlet erkânı hayret etmişti. Bu durum karşısında daha fazla ileri gitmek istemeyen padişah askerine Çukurçayır mevkiinde durmalarını emretti.

  2. #2
    Süper Moderatör manifesto - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19.November.2017
    Mesajlar
    527
    Ettiği Teşekkür
    40
    58 mesaja 64 teşekkür aldı
    Mentioned
    1 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Ertesi sabah her iki tarafın askeri savaş durumuna geçtiklerinde Rumeli beyleri araya girerek baba ile oğlun savaşmasına rıza göstermeyerek aralarında barış sağlanmasını istediler. Rumeli beylerinin bu teşebbüsünden sonra Şehzade Selim babasına bir elçi gönderdi. Divana kabul edilen elçi, Şehzade Selim’in padişahla görüşmeye geldiğini, savaşmak gibi bir niyetinin olmadığını, hâl böyle iken neden ihanete müstahak görüldüğünü anlayamadığını belirtmiştir. Oğlunun bu sözleri karşısında son derece duygulanan Sultan Bayezid elçiye ikramlarda bulunduktan sonra, Selim’in görüşlerinin kendileri için çok önemli olduğunu belirterek Selim’in düşündüğü gibi muradına ereceğini söylemiştir. Ancak Şehzade Ahmed taraftarları çeşitli bahaneler ileri sürerek yaşlı ve hasta padişahı Şehzade
    Selim ile buluşturmadılar. Bunun üzerine Şehzade Selim, Mevlana Nureddin’in gönderilmesini istedi. Sultan Bayezid, oğlu Selim’in görüşme isteğinde samimi olduğuna kanaat getirdikten sonra aradaki husumeti kaldırmak maksadıyla Mevlana Nureddin’i bir barış mektubuyla gönderdi. Mevlana Nureddin, Şehzade Selim’in yanına vardığında, padişahın kendisine iletmek istediklerini bir bir anlattı.
    Şehzade Selim de anlatılanları başından sonuna kadar büyük bir dikkatle dinledikten sonra: “Şayet padişahla görüşebilseydim maksadım elini öpmekti. Ancak araya engeller girdi ve bu nasip olmadı. Elden ne gelir emir kendilerinindir.” diyerek bundan sonra tek isteğinin kendisine Rumeli’de bir sancağın verilmesi olduğunu ifade etti.

    Mevlana Nureddin, Şehzade Selim’in bu düşüncelerini padişaha ilettiğinde, bu cevaba memnun oldu ve oğlu Selim’den yana davranmaya başladı. Devlet erkânı Sultan Bayezid’in Şehzade Selim’e tekrar meylettiğini fark ettiğinde önce
    buna rıza gösterir gibi davrandılar. Ancak daha sonra ağız değiştirerek, Rumeli’de Şehzade Selim’e sancak verilmesi durumunda kendisinin başkente yakın olacağını, bu durumun karışıklığa sebebiyet vereceğini dile getirerek sakıncalarından
    bahsettiler. Şehzade Selim’in korunmaya muhtaç sınır boylarından bir sancağa atanmasının daha uygun olacağını belirttiler. Böylece kendisini destekleyen devlet adamlarıyla irtibatı kesilecek ve halkın kendisine olan meyli azalacaktı. Bunun sonucunda hem Şehzade Selim’in şöhreti azalacak hem de Selim sayesinde memleketin bir sınırı korunmuş olacaktı. Padişahın ne vezirlerden bağımsız
    hareket edebilecek gücü ne de bunlara karşı direnebilecek takati vardı. Bu yüzden Şehzade Selim’in isteğine tam olarak uyma noktasında kendi görüşünde ısrar edemedi. Netice itibariyle Selim’e Bosna, Semendire veya Mora sancaklarından
    birini seçmesini teklif etmeyi kararlaştırdılar.

    Bu arada Sultan Bayezid’in hastalığı nedeniyle yıllardır savaşa gidemeyen asker de bu belirsiz ve hareketsiz durumdan rahatsızdı. Zira seferlere alışmış askerin böyle muattal kalması onları üzüyordu. Şahkulu İsyanı’nın bastırılması esnasında Şehzade Ahmed’in herhangi bir varlık gösterememesi askerin ondan soğumasına neden olmuştu. Osmanlı Devleti’nin eskiden olduğu gibi başarılı
    seferlere çıkmasının Şehzade Selim’in tahta geçmesine bağlı olduğunu düşünen asker Selim’den yana tavır belirledi. Ancak yeniçeriler Şehzade Selim’e merkeze uzak bu sancaklardan birinin teklif edildiğini duyduklarında vezirlerin bir hileye başvurduklarını anlamışlardı.
    Devlet erkânının aldığı bu kararı Şehzade Selim’e iletmek üzere Mevlana Nureddin padişahın huzuruna davet olundu. Sultan Bayezid kendisine: “Varıp oğluma benden selam söyle, sözümü dinleyip kararlaştırılan bu sancaklardan birini tercih etsin” dedi ve Şehzade Selim’e hediye olarak gulam, at ve birkaç kese altın ile birlikte bir ahitname gönderdi. Ahitnamede Sultan Bayezid kendisinin
    sağlığında oğullarından hiç birisine taht ve tacı bırakmayacağını ifade ediyordu. Sultan Bayezid’in bu teklifini, hediyeleri ve ahitnameyi Şehzade Selim’e iletmek üzere yola koyulan Mevlana Nureddin, Şehzade Selim’in huzuruna vardı. Şehzade Selim, padişahın bu emrine uyarak Semendire Sancağı’nı tercih ettiğini söyledi. Şehzade Selim’in bu uyumlu yaklaşımı padişah ile Selim arasında sancak
    meselesinin suhuletle halledilmesi için büyük çaba sarf eden ve bu konuda bütün samimiyetini ortaya koyan Mevlana Nureddin’i de çok sevindirdi.

    Nureddin Sarıgörez’in her iki tarafa karşı iyi niyeti ve üstün diplomatik zekâsı sayesinde baba-oğul barıştırıldı. Şehzade Selim’e kanunlara aykırı olmasına rağmen Semendire Sancağı verildiği gibi Macarlar üzerine sefer yapmasına da izin verildi
    ve padişahtan sağlığında Şehzade Ahmed’i tahta geçirmeyeceğine dair söz alınd. Şehzade Selim’e Semendire sancağının verilmesi ve Şehzade Ahmed’in tahta geçirilmeyeceğine dair verilen sözler onu Edirne’den uzaklaştırmak ve Ahmed’in Ali Paşa ile birlikte İstanbul’a gelinceye kadar kendisini oyalamak maksadıyla vezirlerin ortaya koyduğu bir oyundu. Ancak bunun farkına varan Selim, Semendire Sancağı’na gitmekte ağır davranıp Eski Zağra’da Rumeli beylerini ve askerlerini Macaristan’a sefer yapacağı gerekçesiyle yanına çağırdı. Böylece Rumeli beyleri, tımarlı sipahiler ve akıncılar Eski Zağra’da toplandılar37. Şehzade Selim, Eski Zağra’da bulunduğu sırada Şahkulu ve adamlarının Karagöz Paşa’nın ordusuna ani bir baskın yaparak Karagöz Paşa’yı ve çok sayıda askerini şehit ettikleri, birçok kasaba ve köyü yağmaladıkları haberini aldı. Bu haberler üzerine Şehzade Selim’in yanında bulunan Rumeli beyleri Selim’e,
    Anadolu böyle karışık bir durumda iken Semendire’ye gitmesinin uygun olmayacağını söylediler. Bu durumu bahane eden Şehzade Selim Eski Zağra’da kalarak İstanbul’da meydana gelecek muhtemel gelişmeleri beklemeye başladı.

    Saltanat merkezinden sancağına gitmesi konusunda emirler gelmesine rağmen, Anadolu’daki bu karışıklık bertaraf edilmeden bir tarafa gitmesinin mümkün olmadığını söyledi. Sultan Bayezid İstanbul’a doğru yol alırken Şehzade Selim Eski Zağra’dan Edirne’ye geldi. Bu arada Şehzade Selim’in İstanbul’daki taraftarları, padişahın hastalığı nedeniyle kararsız bir durumda olduğunu bu nedenle kim nereye
    yönlendirirse o tarafa meyleder olduğunu, bu cümleden olarak daha önce Selimle yaptığı anlaşmayı unutup müfsitlerin sözüyle hareket ederek Şehzade Ahmed’i getirip tahta oturtalım demeye başladığını müşahede ettiler. Bundan haberdar olan Şehzade Selim askeriyle İstanbul’a hareket etti39. Bu sırada Edirne’den İstanbul’a gitmekte olan babasına Çorlu civarında Uğraş denilen yerde yetişti. Şehzade Selim babasıyla ülkenin içinde bulunduğu durumu görüşmek üzere geldiğini söylemesine karşılık Şehzade Ahmed’e taraftarlığı ile bilinen Veziriazam Ali Paşa padişahın arabasına yanaşıp Şehzade Selim’in askerinin bulunduğu taraftaki örtüyü kaldırarak: “Babasını ziyarete böyle tertipli ve teçhizatlı orduyla mı gelinir?” diyerek Sultan Bayezid’in kalbine şüphe düşürdü. Diğer devlet erkânı padişahı Şehzade Selimle savaşmaya ikna etmeye çalışıyordu. Sultan Bayezid’in savaşın başlamasını emretmesi üzerine 40 bin
    civarındaki askerin Şehzade Selim’in üzerine saldırmasıyla savaş başladı. Babasından sıcak bir karşılama bekleyen Şehzade Selim tam tersine ani ve sert bir muamele ile karşılaşınca büyük bir şaşkınlık yaşadı. Fakat bunun devlet erkânının babasını tahrik etmesi sonucunda olduğunu anladı. Kendi askerinden hiç kimsenin kılıcının kabzasına dahi el sürmelerine izin vermedi. Neye uğradığını anlamayan Şehzade Selim ve askeri perişan oldu, beylerin her biri bir tarafa dağıldı. Şehzade Selim içine düştüğü ateş çemberinden kurtulmak için çok çabaladı. Nihayet Karabulut adındaki atına binip birkaç adamıyla birlikte Ahyolu tarafına gitti. Böylece toplanan 3 bin kişilik taraftarıyla Ahyolu’da bekleyen gemilerine binip 3 Ağustos 1511’de Kefe’ye gitti.

    2. Sultan II. Bayezid’in Hastalığı ve Taht Üzerinde Çıkan Tartışmalar Sultan Bayezid, yakalandığı müzmin hastalık sebebiyle devlet işleriyle ilgilenmez olmuş, bu yüzden işleri vezirlere bırakmıştı. Vezirler ise devletin güvenliği ve halkın huzurunu temin etmekten ziyade kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ediyorlardı. Bu arada Safevî Devleti hükümdarı Şah İsmail’in daî ve halifeleri Osmanlı ülkesinde halkı kendi yanlarına çekebilmek için Şah İsmail lehinde ve Osmanlı aleyhindeki propagandalarını sürdürüyorlardı. Gerek Osmanlı devlet yönetiminde meydana gelen boşluk gerekse Safevî Devleti’nin Osmanlı topraklarındaki yoğun faaliyeti Anadolu’yu baştan başa ayrılıkçı hareketlerin alanı hâline getirmişti. Bu bağlamda Antalya’da kendi halinde ibadet ve duayla meşgul görüntüsü altında birçok taraftar toplayan Şah İsmail’in Osmanlıdaki en önemli adamı Şahkulu da Osmanlı Devleti'ndeki bu yönetim boşluğundan faydalanmak isteyerek devlete başkaldırdı. Sultan II. Bayezid hastalığı nedeniyle devlet yönetiminde aksamaların olduğunu, kendisinin ülkenin sorunlarıyla ilgilenemediğini bu nedenle de saltanatı bırakması gerektiğini düşünüyordu. Vaziyeti yakından takip eden şehzadelerin her biri babalarının yönetimden çekilmesi hâlinde tahta geçmek için harekete geçmeyi planlamışlardı. Tabiatıyla her şehzade Türk devlet geleneğindeki “devlet hanedan üyelerinin ortak malıdır” ilkesinden ve Fatih Kanunnamesi’ndeki “evlâd ü emcâdımdan her kimesneye saltanat müyesser ola ...” maddesinden hareketle taht üzerinde hak iddia ediyordu.

    Daha babaları saltanattan çekilmeden şehzadelerin bu şekilde başkente hareket etmelerinin nedeni Sultan II. Bayezid’i tahttan indirip yerine geçmek değildi. Bilindiği kadarıyla Osmanlı tarihinde böyle bir olaya da rastlanmamıştır. Buradaki durum; Sultan Bayezid’in tahtı bırakma niyetinin anlaşılmış olması ve her şehzadenin saltanat üzerindeki hakkı nedeniyle haklı olarak diğer kardeşlerinden önce İstanbul’a varmak ve padişah tahttan çekildiğinde yerine geçmekti. Şehzade Korkud ve Şehzade Ahmed bu maksatla sancaklarını terk ederek başkente doğru yola çıkmışlardı. İki kardeşin bu durumu babalarını tahttan indirme harekâtı olarak görülmüyorsa, Şehzade Selim’in İstanbul’a yönelmesinin de babasına karşı bir hareketmiş gibi görülmesi yerine, kardeşlerine karşı bir tedbir olarak
    değerlendirilmesi gerekmez mi? Zira Şehzade Korkud’un bu amaçla Antalya’dan Kütahya’ya; Şehzade Ahmed’in Amasya’dan Ankara’ya gelmesi Şehzade Selim’in de Kefe’den İstanbul’a yakın bir mevkide bulunmasını gerekli kılmıştır. Şayet Sultan Bayezid tahtı bırakacağını ifade veya ima etmeseydi şehzadelerin de babalarının sağlığında harekete geçmeleri beklenemezdi. Zira bundan önceki
    dönemlerde de padişahın ölümü hâlinde sancakta bulunan şehzadeye veya şehzadelere haber gönderilir, başkente erken gelen Osmanlı tahtına geçerdi.

    3. Şehzade Ahmed’in Durumu

    Şehzadeler arasında taht mücadelelerinin yoğunlaştığı 1511 yılı ortalarında Sultan II. Bayezid’in oğullarından Ahmed, Korkud ve Selim hayatta bulunuyordu.

    Şehzade Ahmed’in Amasya’ya atanmış olması, babasının ölümü hâlinde, İstanbul’a daha yakın olması hasebiyle tahta geçmesi için kendisine zahiren bir avantaj sağlıyordu. Şehzade Ahmed bunu düşünerek Şehzade Selim’in oğlu Süleyman’ın Bolu’ya atanmasına karşı çıkarak onun Kefe’ye atanmasını sağlamıştı.
    Şehzade Ahmed’in ikinci avantajı babasının saltanatı kendisine bırakacağına dair verdiği sözüydü. Bu sözden devlet erkânı da haberdardı. Kimisi bu sırrı gizlerken kimisi açığa vurdu ve diğer şehzadelerin de bundan haberi oldu. Sultan Bayezid’in ilerleyen yaşı ile birlikte hastalığı da artıp saltanatı bırakma düşüncesi kendisinde yer etmeye başladığında elbette ki oğlu Ahmed’e verdiği sözün farkındaydı. Ancak Şehzade Ahmed’in Osmanlı tahtına geçmesi o anda devletin içinde bulunduğu karışıklık ve asayişsizlikten kurtarılarak ülkenin isyancılardan temizlenmesine bağlıydı. Sultan Bayezid bu düşüncesini vezirlerle paylaştığında Veziriazam Hadım Ali Paşa bu meselenin kolaylıkla halledileceğini söyleyerek memleketi bu bozgunculardan temizlemek suretiyle padişaha bir hizmette bulunacağını ifade etti44. Ali Paşa Şahkulu İsyanı’nı bastırmak üzere dört bin bölük halkı ve dört bin yeniçeri ile 1511 yılı Haziran ayında Gelibolu’dan Anadolu yakasına geçti.

    Şehzade Ahmed saltanat konusunu görüşmek için yanında bulunan üst düzey adamlarını topladı. Şehzade Ahmed onlara, kardeşi Korkut’un saltanatı elde etmek maksadıyla devlet geleneğinin dışına çıkarak Mısır sultanından destek almak
    için oraya gittiğini ve Mısır’da kendisinin saltanata geçeceği konusunda birtakım
    teminatlar verildikten sonra tekrar Anadolu’ya döndüğünü, padişahın ise buna tepki
    göstereceği yerde onu hoş karşıladığını ifade etti. Kardeşi Selim’in ise oğlunun
    yanına gelmeyi bahane ederek Rumeli’ye geldiğini, padişahın ise ülkenin içinde
    bulunduğu durumdan haberdar olmadığını belirtti. Durumu bu şekilde ortaya
    koyduktan sonra Şehzade Ahmed, Anadolu askeriyle varıp kardeşi Korkud’u tedip
    ettikten sonra Rumeli’ye geçip padişah olmayı tasarladığını dile getirdiğinde
    toplantıda bulunan arkadaşları Şehzade Ahmed’in bu düşüncelerine katıldıklarını
    belirterek onu destekleyeceklerini ifade ettiler46.
    Bunun üzerine Şehzade Ahmed ertesi sabah yandaşlarıyla birlikte
    Ankara’ya gitti. İstanbul’a bir mektup göndererek, sancaklarını terk ederek
    İstanbul’a yönelen kardeşlerini eski sancaklarına döndürmek için onlar üzerine
    yürüyeceğini belirtti.

    Sultan II. Bayezid oğlu Ahmed’in kendisinden izinsiz bu tür hareketlere
    kalkışmasına son derece incindi ve bundan huzursuz oldu. Hemen Şehzade
    Ahmed’e bir ferman yazarak, kendi sancağına dönmesini emretti. Zira bulunduğu
    Amasya bölgesinin ekserisi Kızılbaş Türkmenlerden oluşmaktaydı. Buradan
    ayrılması durumunda çıkacak isyanların bastırılmasının zor olacağı bildiriliyordu48.
    Ankara’da bulunan Şehzade Ahmed padişahtan gelen hükmü okuduğunda
    tekrar bir mektup yazarak Kızılbaş tehlikesi ortaya çıkmışken sancağına
    dönmesinin uygun olmayacağını belirterek, Şahkulu eşkıyasının ortadan
    kaldırılmasında görev almak istediğini padişaha bildirdi.
    Sultan Bayezid, Ahmed’in Şahkulu üzerine gitme isteğini memnuniyetle
    karşılayarak talip olduğu bu görevi kendisine verdiğini bildirdi. Bununla Şehzade
    Ahmed’e ülkenin huzur ve güvenliğini sağlamadaki gayretini ortaya koyma ve
    saltanata geçirmeyi düşündüğü şehzadesine liyakatini ispat etme yolunda bir fırsat
    vermişti. Eşkıyanın tenkilinde başarılı olması hâlinde halkın zihninde kendisiyle
    ilgili meydana gelen tereddütler giderilmiş ve Osmanlı tahtına geçmeyi hak etmiş
    olacaktı. Ancak eşkıyanın ortadan kaldırılması tecrübeli bir devlet adamı olan
    Veziriazam Ali Paşa’nın Şehzade Ahmed ile ortak hareket etmesi ve ona destek
    olmasına bağlıydı
    49. Bu nedenle Sultan Bayezid Veziriazam Ali Paşa’ya da bir
    hüküm göndererek Şahkulu ile yapmakta olduğu savaşta oğlu Ahmed’le birlikte
    olması için gerekli hazırlıkları yapmasını emretti50.
    Sultan Bayezid bir taraftan Şehzade Ahmed’i asker ve erkâna kabul
    ettirmek maksadıyla Şahkulu ile mücadeleye gönderirken diğer taraftan saltanat
    meselesini görüşmek üzere Rumeli beylerine fermanlar göndererek her beyin
    kendisine bağlı subaşı ve sipahilerle vakit kaybetmeden Edirne’de toplanmalarını
    istedi. Kimseyi kuşkulandırmamak için Rumeli beylerine: “Sefer-i hümayun vardır
    gelip toplanınız” diye hükümler yazıldı. Padişahın amacı onların onayını alarak
    daha önce Şehzade Ahmed’e verdiği söz gereğince onu veliaht ilan etmekti51.
    Şehzade Ahmed, Şahkulu İsyanı’nı bastırmak üzere Veziriazam Ali Paşa
    ile Germiyan Vilayeti’ne tabi Altıntaş’ta buluştu. Ali Paşa tarafından büyük bir
    törenle karşılanan Şehzade Ahmed askere son derece cömert davrandı. Törenden
    sonra veziriazamı çadırına davet eden Ahmed üzerine aldığı isyanı bastırma işini
    istişare etmek yerine Ali Paşa ile padişahlığını konuştu52. Hâlbuki Şehzade Ahmed
    babasına eşkıyayı ortadan kaldırıp ülkedeki bu fitne yangınını söndüreceğine dair
    söz vermişti. Böylece kendini ispatlayıp devlet erkânının ve askerin güvenini kazandıktan sonra saltanat meselesini konuşacağı beklenirken daha herhangi bir
    varlık ortaya koymadan kendisinin hükümdarlığını ortaya atması onun için sonun
    başlangıcı olmuştur denilebilir.
    Bu arada Şahkulu ve adamları Antalya’yı kuşatma altına almışlardı.
    Veziriazam Ali Paşa ile Şehzade Ahmed’in birlikte kendi üzerine geldiklerini haber
    alınca oradan ayrılıp Kızılkaya denilen sarp bir dağa sığındılar.
    Ali Paşa, eşkıyanın sığındığı bu dağı muhasara altına almak için bir tarafın
    kuşatmasını Şehzade Ahmed’e, diğer bir tarafını Şehzade Şehinşah’ın lalası Haydar
    Bey’e verdi. Geri kalan tarafını ise kendi askeriyle kuşattı. Böylece otuz sekiz gün
    eşkıyayı bu şekilde kuşatma altında tuttular.
    Şahkulu eşkıyası böylece dört bir taraftan sarılıp etkisiz hâle getirileceği
    sırada Şehzade Ahmed orada bulunan tımarlı sipahi ve yeniçerilerden kendisine
    biat etmelerini sağlama derdine düşmüştü. Saltanatın kesin olarak kendisine
    verildiğini, bu nedenle kendisine ilk önce biat edenlerin bol bol ihsanına mazhar
    olacağını askere söyleyerek tereddüt göstermemelerini ifade ettiğinde asker:
    “Mademki padişahımız hayattadır o halde herhangi bir şehzadeye biat etmeyiz”
    diyerek Şehzade Ahmed’in teklifini reddettiler53.
    Şehzade Ahmed askeri bu tartışmayla meşgul ederken eşkıya bundan
    yararlanarak Haydar Bey’in kuşattığı tarafa topluca yüklendiler. Haydar Bey’i
    katledip askerini dağıtarak Sivas tarafına kaçtılar.
    Veziriazam Ali Paşa, eşkıyanın kaçtığından haberdar olduğunda hemen
    sipahi ve yeniçeriden oluşan bir birlik alarak eşkıyanın peşine düştü. Bir kısım
    askeri de Şehzade Ahmed’in yanında bıraktı. 1511 yılı yazında (Haziran-Temmuz)
    Gökhanı denilen mevkide eşkıyaya yetişti54. Askerinin kendisine yetişmesini
    beklemeden öfkeyle eşkıyanın üzerine atılan Ali Paşa Şahkulu’nun adamları
    tarafından dört bir taraftan sarıldı. Yaklaşık bir saatlik çarpışmadan sonra Ali Paşa
    şehit edildi55. Daha sonra Şahkulu da öldürüldü. Hayatta kalan Kızılbaşlar da
    kaçarak İran’a sığındılar.
    Afyon’da bulunan Şehzade Ahmed, Ali Paşa’nın eşkıyayı bertaraf ettikten
    sonra kendisinin tahta geçmesi için gerekli tedbirleri alacağını beklerken onun
    şehadet haberiyle sarsıldı.
    Veziriazam Ali Paşa’nın şehit düştüğü sıralarda Karaman valisi Şehzade
    Şehinşah da vefat etmişti. Ali Paşa’nın şehadeti ve askerin perişan bir hâlde geri
    dönüşünün yanı sıra Şehzade Şehinşah’ın ölüm haberinin aynı anda İstanbul’a
    ulaşması zaten hasta ve çökmüş olan padişahı son derece üzmüş ve daha da kötüleşmesine sebep olmuştu. Bu durumda devleti daha fazla idare edemeyeceğini
    anlayan Sultan II. Bayezid tahtı bırakıp kendi köşesine çekileceğini söyledi56.
    Şehzade Ahmed Afyon’dan yeni Veziriazam Hersekzade Ahmed Paşa’ya
    bir mektup göndererek Şehzade Selim’e Semendire Sancağı’nın verilmesine büyük
    tepki gösterdi. Şehzade Selim’le çarpışmak için izin isteyen Ahmed, izin
    verilmediği takdirde kendisinin de isyan edeceğini bildirdi57.
    Bu arada padişahın zayıf durumunu fırsat bilen Şehzade Ahmed
    taraftarları, yanlarında bulunan Rumeli askerinden de yararlanarak Ahmed’in davet
    edilerek tahta çıkarılmasını ileri sürdüler. Ancak Veziriazam Hersekzade Ahmed
    Paşa ve bir kısım erkân bu görüşe karşı çıktılar. Bunlar Şehzade Selim’in
    Semendire’ye Şehzade Ahmed’in ise Amasya’ya dönmesini, Ahmed’in Amasya’ya
    gitmekte direnmesi hâlinde ise kendisine Karaman Sancağı’nın verilebileceğini
    ifade ettiler.
    Saltanat işlerini daha fazla yürütemeyeceğini anlayan padişah devlet
    erkânından Şehzade Ahmed’in tahta geçirilmesi için gerekli hazırlıkların
    yapılmasını istemiştir58. Bunun üzerine vezirler orada bulunan Rumeli beylerini
    padişahın huzuruna getirerek Şehzade Ahmed’in padişahlığı hakkında söz aldılar
    ve bu hususta kendilerine yemin ettirdiler59. Bu sıralarda Şehzade Selim babası ile
    yaptığı muharebe sonucu yenilerek Kefe’ye kaçmıştı.
    Bu arada Yenişehir’de bulunan Şehzade Ahmed babasının elini öpmek
    üzere İstanbul’a gelmekte ısrar ediyordu. Lalası Kasım Bey onun hiçbir şekilde
    ikna olmadığına, isyankâr bir durumda olduğuna dair İstanbul’a mektup gönderdi.
    Bunun üzerine Sultan II. Bayezid onu tahta çıkarmak için Rumeli beylerini
    yerlerine göndermedi. Padişahın Şehzade Ahmed’e karşı olan bu olumlu tavrını
    sezen vezirler derhâl Şehzade Ahmed’i İstanbul’a davet ettiler60. Sultan II. Bayezid
    de el öptürmek bahanesiyle onun İstanbul’a gelmesine izin verdi. Nihayet Ahmed
    babasının müsaadesi üzerine İstanbul’a doğru yola çıktı ve Gebze’ye geldi.
    Şehzade Ahmed’i tahta geçirmek üzere İstanbul’da hazırlıklara başlandı.
    Toplanan divanda Şehzade Ahmed el öpmek bahanesiyle padişahın huzuruna
    girdiğinde, Rumeli beyleri de “sefer-i hümayun vardır” diye içeri alınacak, onların
    da itaatleri sağlandıktan sonra Ahmed’e başkomutanlık verilerek Şehzade Selim’in
    üzerine gönderilecekti.

    Gerekli hazırlıklar ve plânlar yapıldıktan sonra Gebze’de bulunan Şehzade
    Ahmed’e Defterdar Kasım Çelebi gönderilerek İstanbul’a davet edildi ve Ahmed
    hareket ederek Üsküdar’a geldi61.
    Şehzade Ahmed daha önce padişahlık meselesini görüşmek ve işlerini
    takip etmek üzere lalası Yularkıstı Sinan Paşa’yı İstanbul’a göndermişti. Ancak
    Sinan Paşa’nın İstanbul’a gelişi yeniçeriler tarafından hoş karşılanmamıştı.
    Bununla birlikte Şehzade Ahmed taraftarlığı ile ün yapmış olan ikinci vezir
    Mustafa Paşa, Kadıasker Kadızade Abdurrahman Efendi, Emirülümera Hasan
    Paşa ve Nişancı Tacizâde Cafer Çelebi gibi şahıslar yeniçeriler ile Şehzade Selim’e
    taraftar olanların Şehzade Ahmed’in tahta geçmesine mani olamayacaklarını
    düşünüyorlardı. Söz konusu zevat bu sorunları müzakere ettikleri bir toplantıda
    yeniçeriler için: “Köpek ağzında kemik tutar, kemik verelim.” diyerek onları hafife
    almışlardı. Durumu büyük bir dikkatle takip eden yeniçeriler kendileri için sarf
    edilen bu aşağılayıcı sözleri duyduklarında son derece sinirlenerek adı geçen
    şahısların kapılarına: “Bize iltifat etmeden Şehzade Ahmed’i getirirsiniz, bizim için
    köpek ağzında kemik tutar dersiniz. Biliniz ki biz bir köpek değil, erkek aslanız,
    bize gıda olarak kelle gerekir. Vallahilazîm hepinizin başını keseriz, bilmiş olun.”
    tarzında ifadeler içeren kâğıtlar astılar62. Ancak Şehzade Ahmed taraftarları bu
    kâğıtların Şehzade Selim yandaşları tarafından astırıldığı yanılgısına düşerek, bu
    tehditlere aldırış etmeden Şehzade Ahmed’i karşılamak üzere gemileri hazırladılar.
    Bunun üzerine Şehzade Ahmed’in Üsküdar’a geldiği 21 Eylül 1511
    gününün gecesinde yeniçeriler bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda Şahkulu üzerine
    yapılan seferde bulunmuş olan yeniçeriler de vardı. Şehzade Ahmed’i yakından
    görmüş ve tanımış olan bu insanlar onun hakkında bildiklerini toplantıda
    bulunanlara anlattıklarında Ahmed’in liyakatsizliği bir kere daha ortaya çıktı.
    Bunun üzerine oradakiler: “Birkaç çapulcudan kaçan ne suretle saltanata layık
    olur?” mealinde sözler söylediler63. Ayrıca saltanatın namusunu muhafaza
    edemeyen bir şahsın devlet başkanlığına getirilmesine imkân olmadığını belirterek,
    Şehzade Selim’den başkasına tabi olmayacaklarını söyleyerek silahlandılar ve:
    “Allah Allah Sultan Selim’in devletine ve düşmanlarının körlüğüne” diye gülbank
    çekerek harekete geçtiler64. Dört kola ayrılan yeniçeriler Veziriazam Hersekzade Ahmed Paşa, Mirimiran Hasan Paşa, Mustafa Paşa, Kadıasker Müeyyedzade ve
    Nişancı Tacizade Cafer Çelebi’nin evlerini basarak eşyalarını yağmaladılar; fakat
    kendilerini ele geçiremediler65. Ertesi sabah Bâb-ı Hümayun’a gelen yeniçeriler,
    ağaları vasıtasıyla padişaha bir mektup göndererek Müeyyedzade Abdurrahman
    Efendi, Hasan Paşa, Mustafa Paşa, Cafer Çelebi, Mirim Çelebi ve Ahî Çelebilerin
    şehirden çıkarılmalarını ve Şehzade Ahmed’in de nereden geldiyse oraya gitmesini
    istediler. Ayrıca isyan ettiklerinden kendilerinin af edilmelerini de talep ettiler.
    Sultan Bayezid bunlara karşı sert tedbirlere başvurmanın faydasız olduğunu anladı
    ve onların isteklerini kabul ederek Mustafa Paşa dışında diğerlerini görevlerinden
    uzaklaştırdı. İstanbul’da bulunan Şehzade Ahmed’in lalası Yularkıstı Sinan Paşa,
    isyancılar tarafından aranmaktaydı. Tam ele geçeceği bir sırada bir ata binerek
    sahile doğru süratle kaçtı ve oradaki bir gemiye binerek sahilden uzaklaşmak
    suretiyle canını zor kurtardı. Bu arada Üsküdar’da kendisini alıp Osmanlı tahtına
    götürecek gemiyi beklerken lalasını karşısında görünce durumun farkına varan
    Şehzade Ahmed artık bu durumda tahta geçmesinin zor olması ve aynı zamanda
    Üsküdar’da beklemenin tehlikeli ve anlamsız bir hâl almasından dolayı Gebze’ye
    gitti. Burada birkaç gün kalan Şehzade Ahmed’in tahtı kaybetmekle ihtirası daha
    da arttı. Bununla birlikte Şehzade Ahmed yeniçerilerin kendisinden Şahkulu
    İsyanı’nın bastırılmasındaki kusurlu davranışları yüzünden nefret ettiklerini anladı.
    Anadolu’yu ele geçirdikten ve tedricen kul taifesinin gönlünü aldıktan sonra tahta
    geçeceğini umuyordu66. Bu amaçla çaşnigir başısını İstanbul’a gönderdi. Kendisine
    Karaman Vilayeti’nin verilmesini aksi takdirde oraya saldıracağını ve dökülecek
    kandan sorumlu olmayacağını bildirdi. Karaman gibi bir vilayetin sefih bir oğlana67
    verilmiş olmasının doğru olmadığını belirten Şehzade Ahmed bu isteğini birkaç
    kez tekrarlamasına karşın Sultan II. Bayezid buna razı olmayarak isteğini
    reddetmiştir.

  3. #3
    Süper Moderatör manifesto - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19.November.2017
    Mesajlar
    527
    Ettiği Teşekkür
    40
    58 mesaja 64 teşekkür aldı
    Mentioned
    1 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Şehzade Ahmed’in amacı Karaman Vilayeti’ni ele geçirerek Şehzade
    Mehmed’i kendisine tabi kıldıktan sonra bütün Anadolu’ya sahip olmaktı.
    Çevresinde bulunan adamlarının tahriklerine kapılan Ahmed, babasının rızasına
    muhalefet ediyordu. Amcası Ahmed’in üzerine geldiğini duyan Şehzade Mehmed
    durumu dedesi Sultan Bayezid’e bildirerek ne şekilde hareket etmesi gerektiğini
    sordu. Bu duruma canı çok sıkılan Sultan Bayezid, Mehmed’e kaleye kapanıp
    kesinlikle Şehzade Ahmed’e itaat etmemesini, saltanatın bu konuda gereğini
    yapacağını bildirildi68. Bunun üzerine bir süre Konya’yı savunan Şehzade Mehmed
    çaresiz Şehzade Ahmed’e teslim oldu. Bunu duyan kapıkulları durumdan son
    derece rahatsız oldular. Padişahın emriyle Şehzade Mehmed’e verilmiş olan sancağın yönetimine mani olmanın açıkça padişaha ve dolayısıyla devlete isyan69
    olduğunu ifade ettiler.
    4. Şehzade Korkud’un Durumu
    Antalya’da bulunan Şehzade Korkud kardeşlerinin İstanbul’a doğru
    harekete geçtiklerini haber aldığında o da bir kısım adamlarıyla Antalya’dan 1511
    yılı başlarında Saruhan’a hareket etti. Şehzade Korkud’un geceleyin alelacele yola
    çıkmasını o yöredeki Kızılbaş eşkıyası Sultan Bayezid’in öldüğüne yorumlayıp,
    saltanatta meydana gelebilecek boşluktan faydalanıp isyana başladılar. Bu
    cümleden olarak Şehzade Korkud’un hazinesine ve mallarına saldırdılar70.
    Yeniçerilerin Şehzade Ahmed’in saltanatı ele geçirmek için gösterdiği
    faaliyetlere karşın, İstanbul’da ortaya koydukları eylemler sonucunda Sultan
    Bayezid Şehzade Selim’i İstanbul’a çağırmak ve saltanatı ona bırakmak istedi. Bu
    duruma engel olmak isteyen bazı devlet adamları Şehzade Korkud’a bir mektup
    yazarak onu İstanbul’a gelip tahta geçmesi için teşvik ettiler. Söz konusu şahıslar
    Şehzade Korkud’a padişahın Şehzade Ahmed’den tamamen yüz çevirdiğini ve
    saltanat işinin Şehzade Selim’e bırakıldığını bildirmişlerdir. Bunların niyeti bir
    tertiple, zora ve silaha başvurmadan Şehzade Korkud’u tahta geçirmekti. Şehzade
    Korkud mektubu alınca İstanbul’a hareket ederek Mihaliç’ten üç gemiyle birlikte
    30 Mart 1512’de Kumkapı’ya geldi71. Şehzade Korkud ilk önce yeniçerilerin
    gönlünü kazanıp kendi tarafına çekmek için onlara misafir olup özel mekânları
    olan mescide geldi. Kendisine padişahın ruhsat ve izni olmadan neden İstanbul’a
    geldiği sorulduğunda ise Şehzade Korkud gerçeği gizleyerek Şehzade Ahmed’in
    Anadolu’yu istila etmeye başladığını, kendisinin de Ahmed’in saldırısına maruz
    kalacağını düşünerek İstanbul’a geldiğini ifade etti72.
    Şehzade Korkud dedesi Sultan Mehmed Han vefat ettiğinde babası Sultan
    Bayezid Amasya’dan gelinceye kadar saltanata vekâlet ettiği
    73 sırada yeniçerilere
    terakki ve bahşişler verdiğinden kendisine yardım edeceklerini ümit ederek,
    geçmişteki bu hukuktan dolayı saltanata geçmesine rıza göstereceklerini
    düşünüyordu.
    Yeniçeri taifesi Şehzade Korkud’a ikramda kusur etmediler. Ancak
    Şehzade Selim sevgisi yeniçerilerin gönlünde yer etmişti. Bu nedenle Şehzade
    Korkud’un saltanata geçmesine sıcak bakmadıklarını ifade ederek onu teselli ettikten sonra Sultan Bayezid’in yanına götürdüler74. Şehzade Korkud’un Sultan
    Bayezid’den böyle habersiz gelmesi padişahı son derece üzdü. Ancak Korkud,
    Şehzade Selim’in büyük bir rağbetle saltanata davet edildiğini ve onun da
    İstanbul’a doğru yola çıktığını öğrendiğinde birtakım şahısların çıkarları için
    kendisini felakete sürüklediğini anladı. Saltanat sevdasından vazgeçerek kalkıştığı
    bu hareketten pişmanlık duydu75. Böylece Şehzade Selim karşıtı olan devlet
    erkânının kendisini düşürdüğü bu oyundan kurtulmayı başardı.
    5. Sultan Bayezid’in Kanaatinin Şehzade Selim’den Yana Değişmesi
    Şehzade Ahmed, padişahın emrine karşı gelip yeğeni Şehzade Mehmed
    üzerine yürüdüğü sırada Karahisar ve Niksar taraflarında da Nur Ali adında bir
    Kızılbaş yirmi bin adamıyla Amasya’ya saldırdı. Şehzade Ahmed’in Şahkulu
    olayında olduğu gibi Nur Ali’ye karşı bir başarı gösterememesi Sultan Bayezid’in
    kendisinden soğumasına ve saltanatı ona bırakma fikrinden vazgeçmesine yol
    açmıştır
    76.
    Sultan II. Bayezid, önceleri Şehzade Ahmed’e saltanat konusunda
    meyletmişken, Ahmed’in Şahkulu İsyanı’nın bastırılması görevindeki başarısızlığı
    ve bu savaşın tam ortasında askerden biat isteyerek bencilce davranması, buna
    mukabil Şehzade Selim’in liyakatli olduğunu anlaması üzerine tahtı Selim’e verme
    düşüncesi kendisinde yer etmeye başladı. Bu nedenle Sultan Bayezid, Şehzade
    Selim’in başa geçmesiyle hem devletin güçleneceğine hem de halkın huzur içinde
    yaşayacağına inanmaya başlamıştı. Vezirler de Sultan Bayezid’in bu niyetinde
    samimi olduğunu gördüklerinden artık bu noktadan sonra padişahın Şehzade Selim
    hakkındaki olumlu düşüncelerine karşı çıkamadılar77. Bunun üzerine Kefe’de
    bulunan Şehzade Selim’e elçi gönderilerek saltanata davet edildi78. Selim Padişahın
    tahta davet haberini aldığında Kefe’den hareket etti79. Akkirman ve Kili yoluyla
    İstanbul’a doğru yola çıktı
    80. İstanbul’a bir konak mesafeye geldiğinde devlet
    erkânı, asker ve halktan oluşan büyük bir kalabalık tarafından karşılandı. Şehzade
    Selim’in Küçükçekmece’de babasının emirleri doğrultusunda devlet erkânı
    tarafından büyük bir hüsn-i kabulle karşılandığını gören Şehzade Korkud da Şehzade Selim’i İstanbul’a girmeden karşıladı ve at üstünde selamlaştılar81.
    Şehzade Selim tahta oturduktan ve biat merasimi tamamlandıktan sonra Şehzade
    Korkud’a eski sancağı olan Manisa’ya ek olarak Midilli Sancağı’nı da verdi82.
    Daha sonra Şehzade Selim ile vedalaşarak Manisa’ya gitti83.
    6. Şehzade Selim’in Tahta Çıkışı ve II. Bayezid’in Ölümü
    Şehzade Selim İstanbul’a girerek Yenibahçe’ye84 geldi. Yenibahçe’de bir
    kaç gün dinlendikten85 sonra burada bulunan Rumeli ayanıyla durumu
    değerlendirdi. Rumeli beyleri kendisinin saltanata geçmesini aksi takdirde
    memleketin durumunun kötüye gideceğini bildirdiler86. Şehzade Selim
    Yenibahçe’de beklerken Sultan Bayezid kendisini davet etti. Bunun üzerine
    Şehzade Selim saraya gelip babasının elini öperek tazimde bulundu. Sultan
    Bayezid de oğlunu gayet şefkatle karşıladı. Tahtı Şehzade Selim’e bırakarak ona
    bazı nasihatlerde bulundu87. Böylece Yavuz Sultan Selim 24 Nisan 1512 tarihinde
    dokuzuncu Osmanlı padişahı olarak tahta oturdu88.
    Sultan Selim, tahta geçtikten sonra Sultan Bayezid Dimetoka’ya gitmek
    istediğini bildirdi. Sultan Selim Dimetoka’yı mülk olarak verdi. Sultan Bayezid’in
    talebi üzerine eski dostu olan Rumeli Beylerbeyi Yunus Paşa ve eski defterdarı
    Kasım Paşa’yı hizmetine verdi. Hazineden gerekli tahsisat89 verildikten sonra
    Sultan Bayezid ve maiyeti Dimetoka’ya gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı
    90. Sultan
    Selim babasının bindiği arabanın sağ tarafında yaya olarak yürüdü. Edirnekapı’dan
    çıkıncaya kadar ona eşlik etti. Orada Sultan Bayezid arabayı durdurup Sultan
    Selim’e saraya dönmesini söyledi. Bunun üzerine Sultan Selim babasından
    kendisine dua etmesini istedi. Sultan Bayezid ellerini semaya kaldırarak Selim için
    dua ettikten sonra baba-oğul duygusal bir şekilde birbirinden ayrıldılar. Sultan
    Bayezid Edirne’den ayrılıp Söğütlü91 denilen mevkie vardığında rahatsızlığı iyice
    arttı ve 26 Mayıs 1512 tarihinde burada vefat etti92. Sultan Selim babasının ölüm
    haberini aldığında çok üzüldü. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Fatih Camii’nde cenaze namazı kılındıktan sonra kendi yaptırdığı Bayezid Camii’indeki türbesine
    defnedildi93.
    Sonuç
    Türk devlet anlayışına göre devlet başkanının ölümünden sonra hanedanın
    erkek evlatları arasında meydana gelen taht mücadelesini kazanan başa geçerdi.
    Orta Asya Türk devletlerinden itibaren bütün Türk devletlerinde var olan bu
    geleneğin Osmanlı Devleti’nde de aynen uygulandığı görülmektedir.
    Sultan II. Bayezid saltanatının son yıllarında yaşlılığı ve hastalığının
    artması nedeniyle devlet yönetimini büyük oranda Ali Paşa ve Mustafa Paşa gibi
    vezirlere bırakmıştı. Bu durum zamanla devlet yönetiminde boşluk meydana
    getirmiştir. Bundan yaralanmak isteyen Şahkulu eşkıyası Anadolu’da isyan
    başlatmış köyleri yakıp yıkarak devleti tehdit eder hâle gelmiştir. Söz konusu
    eşkıya ile mücadelede Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa ve daha sonra
    Veziriazam Ali Paşa şehit edilmiş, birçok asker hayatını kaybetmiştir. Osmanlı
    tarihinde meydana gelen isyanlarda belki de hiç bu kadar üst düzeyde kayıp
    verilmemiştir. Eşkıyanın bu kadar pervasız saldırıları devlet yönetimindeki
    zafiyetin bir göstergesiydi. Ülkedeki bu kargaşanın yanı sıra Veziriazam Ali Paşa
    ile Şehzade Şehinşah’ın ölümleri Sultan II. Bayezid’i büsbütün sarsmıştı. Devletin
    iyi yönetilmediğinin, halkın ızdırap ve korku içinde olduğunun farkında olan yaşlı
    ve hasta padişah saltanattan kendi isteği ile çekilmeye karar vermiştir.
    Sultan II. Bayezid’in oğullarını sancağa gönderirken, Şehzade Ahmed’i
    saltanat merkezi İstanbul’a en yakın sancak olan Amasya’ya ataması kendisinden
    sonra saltanata oğlu Ahmed’in geçmesini istediğinin bir göstergesi olabilir. Aynı
    şekilde saltanattan çekilmeyi düşündüğünde de Şehzade Ahmed’i tercih ettiği
    anlaşılmaktadır. Ancak padişahın Şehzade Ahmed’i kendisinden sonra saltanata
    geçirme çabalarına karşılık, Şehzade Ahmed’in Şahkulu İsyanı’nın bastırılması
    görevini üstlendiği hâlde, eşkıyanın kuşatılması sırasında onları bertaraf etmesi
    gerekirken, askerden biat istemesi saltanata geçmede belirleyici rolü olan askerin
    nezdinde itibarını yok etmiş, bu andan itibaren asker kendisinden yüz çevirmiştir.
    Aynı zamanda Şehzade Ahmed’in, eşkıya takibinde gayret göstermemesi ve
    bencilce davranması sonucunda Veziriazam Ali Paşa’nın eşkıya tarafından şehit
    edilmesi Ahmed’e olan güveni azaltmış ve bu noktadan itibaren tahta
    geçmesini zora sokmuştur. Buna karşılık Şehzade Selim’in Trabzon’da bulunduğu
    dönemde gerek İran’a gerekse Gürcistan’a akınlarda bulunması onun asker ve
    kamuoyunda itibarının yükselmesine neden olmuştur.

    Şehzade Ahmed’in yandaşı olan devlet adamlarının hoşuna gitmese de
    Şehzade Ahmed ile Şehzade Selim arasındaki taht rekabeti sürecinde meydana
    gelen olaylar ve bu olayların sonucunda Ahmed’in beceriksizliği, bencilliği ve
    liyakatsizliğine karşılık Şehzade Selim’in metanet ve liyakati padişah tarafından da
    müşahede edilmiş ve yeniçerilerin de Selim’in saltanata geçmesi için diretmeleri
    sonucunda Sultan Bayezid Şehzade Selim’i saltanata davet ederek törenle tahtı
    kendisine devretmiştir.
    KAYNAKÇA
    1. Kaynak Eserler
    Ahmet Cevdet, Kısas-ı Enbiya, I (hzl. Mahir İz), Ankara 2000.
    Celalzade Mustafa, Selimnâme, (hzl. Ahmet Uğur-Mustafa Çuhadar) Ankara 1990.
    Gelibolulu Mustafa Âlî Efendi, Kitabü’t-Târîh-i Künhü’l-Ahbâr (hzl. Ahmet UğurMustafa Çuhadar-Ahmet Gül-İbrahim Hakkı Çuhadar), I/II, Kayseri 1997.
    Hoca Sadeddin, Tacü’t-Tevarih (hzl. İsmet Parmaksızoğlu), IV, Ankara 1992.
    Kânûnname-i Âl-i Osman (hzl. Abdulkadir Özcan), İstanbul 2003.
    Kemal Paşazade, Tevârih-i Âl-i Osman, IX. Defter, (nşr. Ahmet Uğur), Berlin
    1985.
    Matrakçı Nasuh, Tarih-i Sultan Bayezid ve Sultan Selim Han, British Museum,
    Add. 23586.
    Müneccimbaşı Ahmed Dede, Müneccimbaşı Tarihi (çev. İsmail Erünsal), II,
    Tercüman 1001 Temel Eser, Nu: 37.
    Peçevî İbrahim Efendi, Peçevî Tarihi, II, (hzl. Bekir Sıtkı Baykal), Ankara 1992.
    Solak-Zâde, Mehmed Hemdemî, Solak-Zâde Tarihi ( hzl. Vahid Çabuk), II, Ankara
    1989.
    Şükrî-i Bitlisi, Selîm-Nâme, (hzl. Mustafa Argunşah), Kayseri 1997.
    Vakayi-i Sultan Bayezid ve Selim Han, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi,
    Emanet Hazinesi, Nu. 1416.
    2. Araştırma ve İncelemeler
    Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1990.
    Emecen, Feridun M., Yavuz Sultan Selim, İstanbul 2011

+ Konuya Cevap Yaz

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •