User Tag List

+ Konuya Cevap Yaz
Toplam 7 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 7 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Kur'an'da Geçen Cilbab Çarşaf mıdır?

  1. #1
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    24.August.2018
    Mesajlar
    10
    Ettiği Teşekkür
    0
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)

    Kur'an'da Geçen Cilbab Çarşaf mıdır?

    Kur'an'da Geçen Cilbab Çarşaf mıdır?

    https://www.youtube.com/watch?v=Tr1cS3nXt_c
    Kur'an'da geçen cilbab nedir?
    Kadının tesettürü nasıl olmalıdır?
    Kadın evde nasıl bir giysi giyip bununla da namazını kılar?
    Kadın dışarıya hangi sebepten dolayı ve nasıl çıkar?

  2. #2
    Kurucu Admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18.November.2017
    Mesajlar
    353
    Ettiği Teşekkür
    32
    53 mesaja 57 teşekkür aldı
    Mentioned
    1 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Alıntı gandra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kur'an'da Geçen Cilbab Çarşaf mıdır?

    https://www.youtube.com/watch?v=Tr1cS3nXt_c
    Kur'an'da geçen cilbab nedir?
    Kadının tesettürü nasıl olmalıdır?
    Kadın evde nasıl bir giysi giyip bununla da namazını kılar?
    Kadın dışarıya hangi sebepten dolayı ve nasıl çıkar?
    Kadın evinden gerekmedikçe çıkmasın hatta evinin dahi en ücra köşesinde otursun diyor hoca, bu neden? Kadın erkek ikisi de Allah'ın kulu değil mi erkek dünyanın helal lezzetlerinden dilediği gibi istifade ederken kadın dünyanın helal lezzetlerinden neden istifade edemesin?
    Kadınlar peygamber mescidinde vakit namazlarda dahi saf tutardı, onlara gidin evinizde kılın diyen bir peygamber yoktu. Cilbab ise çarşaf değildir, çarşaf 18. yüyzıla doğru İran'da kullanılmaya başlamış ardından Türklere geçmiştir.

  3. #3
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    24.August.2018
    Mesajlar
    10
    Ettiği Teşekkür
    0
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Bu hadiste geçiyor. En ücra yerinde kıldığı namaz efdaldir deniyor. Evvela doğru anlayalım.
    ayette ise (ahzab 33) : (Ey peygamber hanımları! Zarurî bir ihtiyacınız olmadığı sürece) evlerinizde karar kılın! Evvelki câhiliyet (devri kadınlarının) yürüyüşüyle siz de salınarak, kırıtık ve işveli bir halde yürümeyin!/En önceki câhiliyet açılıp saçılmasıyla siz de açılmayın (ve örtülmesi gereken uzuvlarınızı göstermeyin)!/ O (farz) namaz(lar)ı dosdoğru kılın, zekâtı ve rin, (diğer tüm emir ve yasaklarında) Allâh’a ve Rasûlü ne de itaat edin! Ey (en şerefli hâne halkı olan) Ehl-i Beyt! (Bu emirleri vere rek) Allâh sizden ancak o (günah) kiri(ni) gi dermek ve sizi (tüm kötülükler den) tam bir te mizlemeyle arındırmak istiyor.
    cilbab ile ilgili şu bilgiler kafidir:Hanefî mezhebinde; yüz, eller ve ayaklar avret değilse de, bun lara şehvetle bakılması haramdır. Dolayısıyla kadının, kendisine şeh vetle bakılacağına dâir en ufak bir endişesi bulunması halinde bu uzuvlarını yabancı erkeklere göstermesi câiz olmaz. Özellikle fitne kaynayan zamanımızda şehvetle bakanla bakmayanı ayırt edebilmek her kadının her an tespit edebileceği bir şey olmadığından; kocaları ve mahremleri dışındakilere bu uzuvlarını, hele de câzibe merkezi olan yüzlerini göstermemeleri en uygun olandır! Burada geçen “Humur” kelimesinin; günümüzdeki türban ve çene altında düğümlenen başörtülerle terceme edilmesi, bu konuda sahâbe ve seleften gelen görüşlere ters düşmektedir. Zira bu husustaki riva yetler; bu kelimenin, baştan aşağı tüm bedeni örtecek “Çâr,çarşaf ve ferâce” gibi örtülerden ibaret olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu gibi yerlerde sahâbe ve seleften gelen rivayetler göz ardı edilerek sadece lügate bakılıp mana verilemez. Zira Kur’ân’ın tefsirini en iyi bilenler hiç şüphesiz ki vahyin nüzûlüne şâhit olan ve kastedilen manaları ilk ağızdan alan sahâbe topluluğu ile onlardan istifâde eden tâbi`în zümresidir. Âişe (Radıyallâhu anhâ) bu âyetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Allâh muhâcirlerin hanımlarına rahmet etsin! (Onlar Kur’ân’ın emirleriyle amel etmekte o kadar ileriydiler ki; ) Allâh-u Te`âlâ: “Çarşaflarını başlarından doğru yakaları üzere atsınlar!” âye tini indirince, onlar hemen çarşaf gibi büyük örtüleri başlarına geçi recek şekilde yarıp onlarla örtündüler.” “Ensar kadınlarının kocaları kendilerine bu âyeti okuduğunda ise; Kur’ân’a onlardan daha kuvvetli inanan görmedim! Her biri kalkıp büyük çarşaflara dolandılarve sa bah namazına o vaziyette çıktılar.” (Buhârî, Tefsîr: 251, No: 4480-81, 4/1782, 1783; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, Tefsîr: 24/12, No: 4758-59, 8/347, 348) Bu sahih rivayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere; bu âyet-i kerîmeyle amel eden sahâbe hanımlarından hiçbiri sadece başını örtecek şekilde bir örtü şekli edinmemiş, bilakis büyük çarşafların kenarlarını düzelterek ve baş geçirecek yeri yararak tüm bedenlerini kaplayacak şekilde tesettüre bürünmüşlerdir. Nitekim bu rivayetlerde geçen: “Murût” ve “Üzur” kelimelerinin müfretleri olan “Mırt” ve “İzâr” kelimeleri; lügatlerde “Çarşaf” anlamına gelen “Mülâe” kelimesiyle tefsir edil miştir. Zaten burada geçen “Humur” kelimesinin müfredi olan “Hımâr” kelimesi de, büyük müfessir Âlûsî (Rahimehullâh) tarafından; çâr, çarşaf, ferâce gibi tüm bedeni kaplayan büyük örtü anlamına gelen “Mıkne’a” kelimesiyle açıklanmıştır. Dolayısıyla lügate doğru bakanlar da, bu kelimenin, günümüzde bilinen başörtüsü anlamına gelme diğini yakînen anlayacaklardır. Kur’ân âyetleri birbiriyle asla çelişmeyip, hepsi de birbirini tasdik ve tefsir ettiğine göre; Ahzâb Sûresi`nin 59. âyetinde “Cilbâb” emredilirken, burada sadece başörtüsünün emredilmiş olduğunu iddia etmek anlaşılacak bir şey değildir. Nitekim o âyette geçen “Cilbâb” kelimesi de; burada olduğu gibi, ibni Abbâs ve ibni Cübeyr (Radıyallâhu anhüm) tarafından: “Tepeden tırnağa tüm bedeni örten çarşaf” anlamına gelen “Mıkne’a” ve “Milhafe” gibi lafızlarla tefsir edilmiştir.(Taberî, No: 25977-78, 9/306; İbn-i Kesîr: 10/218-219; Âlûsî: 18/142, 22/88) Şu kadar var ki; orada hür kadınların câriyelerden ayrılması hikmetine binaen “Cilbâblarını üzerlerine çeksinler!” buyrulmuş, burada ise; çarşafın üst kısmının, göğüs bölgesi açıkta kalacak şekilde sırt tarafına atılması suretinde vâki olan câhiliyet uygulamasını iptal için: “Çarşaflarını başlarından doğru yakaları üzerine atsınlar!” buyrulmuştur. Dolayısıyla burada “İsti’l┠(üzerine alma) manasında vârid olan (عÙŽلÙŽىٰ) harf-i cerrini "İntihây-ı gâye" (son hududu bildirme) manası için olan (إِلÙŽى) harf-i cerriyle karıştırarak: "Yakalarına kadar başörtülerini indirsinler!" manasını tercih etmek asla doğru görülemez. Bilakis doğru mana: "Çarşaflarını başlarından itibaren, yakalarının üzerini tamamen örtecek şekilde aşağı doğru atsınlar!" şeklindedir.
    Bu âyet-i kerîmede geçen “Celâbîb” kelimesinin müfredi olan “Cilbâb” kelimesine, sahâbe ve tâbi`în (Radıyallâhu anhüm) birkaç mana vermiştir:
    a) ibni Abbas (Radıyallâhu anhümâ)dan rivayet edildiğine göre; baştan aşağı örten dış elbisedir.
    b) İbni Cübeyr ve bazı ulemâya göre; “Milhafe” ve “Mıkne’a” dır. Bu da, yüzle birlikte bütün bedeni örten peçe ve çarşaf anlamındadır. (Beyzâvî, Nesefî, Âlûsî) Diyânet eski reislerinden Ömer Nasûhî Bilmen, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Konyalı Mehmed Vehbî Efendi ve İzmirli İsmâil Hakkı (Rahime humullâh) gibi son devrin en büyük müfessirleri cilbâb kelimesine ilk olarak “Çarşaf”, daha sonra “Ferâce” manasını vermişlerdir. Dolayısıyla burada örf de nazar-ı itibara alınacak olursa, şehir kıyâfeti olarak, özellikle de Osmanlı kültürümüzde çarşaf öne çıkmaktadır. Nitekim Elmalılı merhûmun: “Bizler yetiştiğimiz zaman memleketlerimizde vâlidelerimizin tesettür tarzı çarşaftı. Bin üç yüz onda İstanbul’a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartı ile tesettür tarzları da bu idi!” şeklindeki beyanları bu örfü bize anlatmakta yeterlidir. Ancak Acem yurdunda ferâce ve çarşaf kullanıldığı gibi, Anadolu’da atkı-şalvar, Erzurum yöresinde ihram ve Karadeniz bölgesinde peştamal-dolaylık isti’mal edilmiştir. Şu kadar var ki; bu örflerin her birinin İslâm’da kabul görmesi birtakım şartlara bağlıdır:
    a) Tepeden tırnağa tüm bedeni örtmesi,
    b) Hiçbir uzvun şeklini belli etmeyecek derecede bol olması ki; bu iki şart dikkatle düşünülecek olursa, günümüzde gelenek olarak bilinçsizce giyilen atkı-şalvar ve peştamal-dolaylığın bu şartlara hâiz olmadığı ortadadır. Hatta bazı yörelerin kullandıkları dize doğru çekilmiş çarşaflar bile bu şartlara uygun değildir. Dolayısıyla isim takıntısından ziyade, burada zikredilen şartların aranma zorunluluğu vardır. Ama şu demek değildir ki; “Örtün de nasıl örtünür sen örtün!”, zira burada “Örtünsünler!” buyrulmamış, bilakis “Cilbâblarını üzerlerine çeksinler!” buyrularak, cilbâb namında bir isim belirtilmiştir. De mek ki; Allâh-u Te`âlâ’nın kadınlara emri, bu şartları bulunduran çarşaflara bürünmeleridir.
    c) İçindeki şahsı süslü ve cazip göstermemesi,
    d) İç gösterecek şekilde şeffaf olmaması,
    e) Yüz avret değilse de, zamanımızdaki fitne göz önünde bulunduru larak, çarşafın çene altından değil de, burun altından bağlanması,
    f) Allı-pullu ve gösterişli renk ve şekillere sahip olmayıp, erkeklerin na zarlarını bertaraf edecek bir özellikte olması ki; bu yüzden siyah renk kullanılmalıdır. Nitekim Ümmü Seleme (Radıyallâhu anhâ) vâlidemizin: “Üzerlerine çarşaflarını çeksinler!” âyet-i kerîmesi inince, Ensâr hanımları dışarı çıkarken başları üzerinde kargalar varmış gibi siyah kisvelere büründüler.” (Abdürrezzak, el-Musannef: 2/123; Ebû Dâvûd, Libâs: 32, No: 4101, 2/459; İbni Ebî Hâtim, No: 17784-785, 10/3154; İbni Kesîr: 6/471, Suyûtî, ed-Dürru’l-mensûr: 12/141; Âlûsî: 22/89) şeklindeki beyanı, bu hususta yeterli bir delildir. Bu şartlar göz önünde bulundurulduğu takdirde; günümüz Müslüman kadınlarının giydikleri; abâye, manto, etek-bluz, pardösü gibi kıyâfetlerin İslâm’la uzaktan yakından alâkası olmadığı açıkça ortaya çıkar. Zira bu tür kıyâfetler ve üzerlerine atılan süslü püslü başörtüler, tepeden tırnağa tüm bedeni örtmemekte, örtse de şekil belli etmekte, şekil belli etmese de, giyeni cazip göstererek dikkatleri üzerine çekmektedir. Hâlbuki İslâm’ın istediği tesettür şekli, içindekinin genç mi yaşlı mı, güzel mi çirkin mi olduğunu belli etmeyecek bir örtünmedir.
    Yalnız Arapça kelimeler gösterilmiyor. Neyse Kafana bir şey takılırsa şu numaraya mesaj atabilirsin: 05552926288

  4. #4
    Kurucu Admin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18.November.2017
    Mesajlar
    353
    Ettiği Teşekkür
    32
    53 mesaja 57 teşekkür aldı
    Mentioned
    1 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Alıntı gandra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    e) Yüz avret değilse de, zamanımızdaki fitne göz önünde bulunduru larak, çarşafın çene altından değil de, burun altından bağlanması,

    Yalnız Arapça kelimeler gösterilmiyor. Neyse Kafana bir şey takılırsa şu numaraya mesaj atabilirsin: 05552926288
    Günümüzde fitne ifadesi tam olarak nedir ben doğrusu bu terimi yetersiz buluyorum. Fitne zina her devirde vardı. Yüzün tamamen kapatılması ise günümüzde çok elzem de değil bence. Bu benim fikrim. Sadece gözleri görünen bir bayanın kimliğinin tespiti mümkün değil bu ise sosyal yaşamda ciddi güvenlik sorunu olur.

    Kadın elbette dış kıyafetlerini girerek tesettürünü ihmal etmemeli ama El yüz ayak bunları Allah c.c mahrem değildir diye hudutunu çizmiş. Bu hudutu beğenmeyip yetersiz görüp kişilerin yeni hudutlar belirlemeye çalışması doğru bir adım değil. Belki kişi kendisi öyle dolaşmayı takvaen doğru görebilir bunda da haklıdır ama umuma açık bir genellemeyle ortaya çıkması isabetli değil.

  5. #5
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    24.August.2018
    Mesajlar
    10
    Ettiği Teşekkür
    0
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    fitne zamanı”ndan maksat, erkeğin kadına sarkıntılık etme ihtimali kuvvetli olan ortam demektir. Fitneden maksat, ahir zaman fitnesi değil, erkek ile kadını gayrimeşru ilişkiye sevkeden ortam demektir. Şüphesiz çağımızda bu fitne ortamı, her asırdan daha fazladır. Günümüzde ensest ilişki vb. her şey vardır. Bununla beraber Hanefilere göre kadının yüzü avret olmamakla beraber, genç bir kadının yabancı erkeklerin yanına yüzünü açması -fitne ortamında- caiz değildir. (bk. Reddu’l-Muhtar, 1/ 272)(Bununla ilgili ayrıca nimet-i islam adlı Osmanlı zamanında yazılmış olan ilmihalin istitrat diye bir bölümü oraya da bakabilirsin.Burada "yüz namahrem değildir" sözü namaz hakkından başkasında galattır" bile diyor.sf:986-987-988)İmam Gazali’nin şu ifadeleri de bu hususa ışık tutmaktadır:

    “...Kadınların da erkeklerin yüzüne bakmamaları gerekir. Ancak kadınların erkeklerin yüzüne bakması ile erkeklerin kadınların yüzüne bakması aynı değildir. Çünkü İslam tarihi boyunca kadınlar yüzü peçeli, erkekler ise yüzü açık olarak hayatlarını sürdürmüşlerdir. Bu da yabancı erkeklerin kadınların yüzüne bakmasının çok daha kötü olduğunu göstermektedir." (Gazali, İhya, 1/398)
    Fitne korkusu olması durumunda erkeklerin kadının yüzüne bakmasının haram olduğu konusunda alimlerin ittifakı vardır. (bk.el-Mevsuatu’l-Fıkhıyetu’l-Kuveytiye\ 32/19)
    Bunun dışında güvenlik ile ilgili sıkıntı olmaz. Zaten bir yere girerken yüzlerini vazifeli kadına açıyorlar. Şöyle bir şeytan kandırmacası var: Kadın mı erkek mi olduğu belli değil veya bir şey çalsa bilinmez. Bu yanlış bir fikirdir. Çünkü zaten bu erkek giysisi değil ve yüzünü açan,konuşan kişinin kadın olduğu anlaşılır. Bir şey çalacak dense, erkeklerin de çalacakları zaman yüzlerine maske taktıklarını biliyoruz deriz. Yüz örtmeye mani olsak hırsızların buna uyup yüzlerini açarak çalacaklarını sanmak çok yanlış ve komik olur. Bunun dışında soğuk olduğu zaman birçok kişi ağzını veya hem ağzını hem de burnunu örtüyor. Bu hususta da güvenlik sıkıntısı olur diyebilir miyiz? Hatta günümüzde insan yüzü şeklinde maskeler var ki maske olduğu hiç belli olmuyor...
    Konu gandra tarafından (01.September.2018 Saat 19:28 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Üye TETKAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19.November.2017
    Mesajlar
    96
    Ettiği Teşekkür
    15
    17 mesaja 17 teşekkür aldı
    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Hz. Âişe (r.anhâ) dan nakledilen hadis: "Ebû Bekr (r.a)'in kızı Esmâ (ö. 73/692), üzerinde ince bir elbise varken, Allah Resulünün yanına geldi. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirerek şöyle buyurdu:

    "Ey Esmâ! Kadın âdet görme yaşına ulaşınca şurası ve şurasından başka yerinin görülmesi uygun değildir. " O, bunu söylerken yüzünü ve ellerini gösterdi" (Ebû Dâvud, Libâs, 31; Kurtubî, el-Câmi' Li Ahkâmil-Kur'an, Beyrut 1405, XII, 229).

    Hiç bir hadiste veya ayette kadının peçe takması gerektiğini veya yüzünü örtmesi gerektiğini anlatan bir ifade yok. Erkek fitne çıkmasın diye neredeyse kadını çuvala sokacak. Bunu yapanlar da var Afganistan da



    fitne çıkmasın diye aslında en büyük fitneyi çıkarıyorlar. Şu çocuk annesini kaybetse bulamaz o derece yani.

  7. #7
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    24.August.2018
    Mesajlar
    10
    Ettiği Teşekkür
    0
    3 mesaja 3 teşekkür aldı
    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    +Dinde zorlama yok, zira eğri ile doğru birbirinden ayrılmıştır...
    +Dileyen inansın dileyen inkar etsin...
    vesselam...

  8. gandra üyemize teşekkür edenler:
    manifesto (06.September.2018)

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •