Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. 44/38
Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz, şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler. 46/3
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar Allahü teâlânın ayeti kerimelerine şüpheci nazarlarla bakmaktadırlar. 22/55
Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz. 84/19

4/131 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Cenab-ı Hak ehli kitaba da, size de, kendisinden korkmanızı, emirlerine saygılı olmanızı emretti. Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allahü tealanın hiç bir şeye ihtiyacı yoktur ve O, gerçekten size olan emirleriyle, kudretiyle, azametiyle, ilmiyle, iradesiyle, gerçekten her türlü methü senaya ve övgüye, hamde layıktır.

4/170 “Ya eyyühennasü kad caekümürrasulü bil hakkı min rabbiküm”, ey insanlar, Rabbınız katından size hak peygamberler, hak sözle geldiler. Peygamberler daima gerçeğin ifadecisi olarak, gerçeği anlatan kimseler olarak ortaya çıktılar devamlı gerçeği ifade ettiler.

“Fe aminu hayran leküm”, iman ediniz, bu sizin için en iyisidir.

“Ve in tekfuru”, eğer inkâr ederseniz,

“Fe inne lillahi ma fissemavati vel ard”, şunu iyi bilmiş olunuz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allahındır. Siz kendi inkârınızla, bu cahilce davranışınız ve inadınızla baş başa kalırsınız.

“Ve kanellahü alimen hakima”, Allahü teâlâ herşeyi hakkıyla bilir ve Onun bütün sözleri, nasihatları hikmet doludur. Sizi Cenab-ı Hak hikmetle, hak ve hakikate çağırmakta, sizi bu dünyada iken pişmanlıkların fayda vereceği alemde, Cenab-ı Hak uyarmakta size akibetinizi haber vermektedir

74/1-10 (Ey örtüye bürünen Muhammed! Kalk da [kâfirleri Allahü teâlânın azâbı ile] korkut! Rabbini tekbîr et, tâzîm et! Giydiklerini temiz tut! Haram edeceğim şeylerden sakın! Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma! Rabbin için sabr et! Sûra üfürüldüğü zaman, kâfirlere çok sıkıntılı bir gündür. Onlara kolaylık yoktur... )

Son olarak Dawkins adından bahsetmek gerekirse, ahlaktan ne anladığı tam olarak anlaşılmayan ve yıkım harici ne yapmaya çalıştığı tam belli olmayan bu kişiye cevap olarak sadece yukarıda belirtilen, ne yapmalı, yapılmaz ise ne olur şeklinde bildirilen Müddessir suresi on cümle ile yeterli gelir.
Bu surede bizzat inanmayanların ağzından olması kesin olayların sebepleri geçmiş zaman kipinde bahsediliyor, olacak olay o kadar kesinlik arzediyor ki bu zaman kullanılıyor. (74/44-47)
74/44. Ve lem neku nut'ı mul miskin.
Yoksula da yedirmezdik."
45. Ve kunna nehudu me'al haidin.
"Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."
Biz diyor gaflete dalmış,aslı esası olmıyan iftira, gıybet, istihza, alay, insanları küçültme, hakkı hakikati, gerçekleri inkâr etme yolunda boş ve batıl sözlerle meşgul olan kimselerle birlikte biz de o batılın boş ve lüzumsuz malayani sözleri içine dalmış gitmiştik diyorlar.
46. Ve kunna nukezzibu bi yevmid din.
Biz kıyamet gününü, hesap gününü inkâr ediyor, yalanlıyorduk
Onlar hep dünyada böyle yaşamışlar, bu inkârla haşir neşir olmuşlar ve bütün hayat görüşlerini, kendi tabirleriyle hayat felsefelerini bu inkâr üzerine oturtmuşlar. Ta ki ölüm vaktine kadar.
47. Hatta etanel yakin.
"Nihayet bize ölüm gelip çattı."
74/54. Kella innehu tezkirah.
Hayır, hayır, O Kur’anı kerim nasihattır.
Onların bu içine düştükleri, gaflet ve dalaleti ve bu batıl ve boş yaşayışı, gerçek hedefine ulaştıracak, onlara gerçek öğüt sağlıyacak, Kur’anı kerimdir.
55. Femen şae zekerah.
Dileyen onu düşünür.
“Femen şae zekera”, kim dilerse, Kur’anı kerimin o ikazından, o ihtarından, o öğüt ve nasihatından nasibini alır.
56. Ve ma yezkurune illa en yeşaallahu huve ehlut takva ve ehlul mağfirah.
Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da.
İnsan gönülden iyiye talip olmalı, bu uğurda varını yoğunu feda edebilmeli.
Bu âyet-i kerimeler, ayrıca gösteriyor ki, kendilerini herhangi bir sûretle, Allahü teâlâya sevdirenler himâye edilir ve daha çok hidâyete kavuşturulur. Gadab-ı ilâhîye sebep olanlar da, kötü işlerinde terk edilirler.