Mahlukatı Allaha benzetme veya Allahı mahlukata benzetme. Hıristiyanlıktaki enkarnasyon görüşüdür. Cenab-ı Hakkın bir insana benzemesi bir insan şeklinde tecelli ve temessül etmesi kesinlikle söz konusu değildir. İnsan aklı ve havsalası bu meseleyi herhangi bir şekilde, Cenab-ı Hakkın insana benzetilmesi şeklinde algılamağa mezun değil. Bu konuda ona izin verilmemiş. Zaten buna gücü yetmez. İnsanın bu konuyu düşünemez. Akla gelen hiçbirşey o değildir. Mahlukatı yeteri kadar idrak edemeyen, yaratılmışların mahiyyetini ve esasını kavrama gücünden mahrum kalan bir insanın, Cenab-ı Hakkın zatında, Allah-ü tealanın sıfatları konusunda herhangi bir bilgiye sahip olamamasının ezikliği içinde isyan etmesinin bir manası yok.
Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz. 41/23.




Dawkins ve taklitcilerinin kafasında canlandırıp savaş açtığı “tanrı(lar) – ahiret” fikri ile gerçekler hiç örtüşmemekte uğrunda ömür harcadığı hayaller nedeni ile karşılaşacağı bildirilen feci sonun zamanı hızla yaklaşmaktadır.
Kafalarındaki cehennem fikride her savundukları hayal gibi eksik ve yanlış olup inançsızlıklarını ortaya koymaktan öte cahilliklerini ve cahil cesaretiden gelen ahmakça cür’etlerini sergilemektedir. Bilmedikleri şeye karşı gelerek acınacak hale düşmüşlerdir.
Kuranı kerimdeki cennet ve cehennem tasvirleri insanlar tarafından anlaşılır hale gelebilmesi için bilinenlere benzetilerek yapılıyor ancak bunlara benzemekle birlikte esasında tamamen farklı olduğu hayal edilemeyeceğide belirtiliyor.
Burada anlatılanların biraz daha farklı kavranabilmesi açısından bir örnek verelim,

“Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri o günde Cebrâîl aleyhisselâmdan İnnâ a’taynâ sûresini işitdi. Sonra Mi’râca çıkdığında, gözleri ile gördü. Eshâb-ı güzîn “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” arasında Kevser havzından bahs edilmediği ân az olur idi. Dünyâda, yaratıldığı ândan beri Havz-ı Kevsere benzer bir havz görülmemişdir. Bundan sonra da kıyâmete kadar olması mümkin değildir. Onu gördükden sonra, onun akması sesini işitdi. Murâd etdi ki [istedi ki], Kevser havzının sesini vasf etsin. Mümkin olmadı. Zîrâ o ibâre Eshâb-ı güzînin kudretine ve fehmine sığmaz. Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve dedi ki, yâ Resûlallah! Allahü teâlâ buyurdu ki: (Sen onun sesini vasf etmekde zorluk çekiyorsun. Eshâbının da fehm etmeğe [anlamağa] kudretleri yokdur. Biz kemâl-i lütfumuz ile, zahmetsiz ve sıkıntısız, Kevser havzı suyu dört ırmağının sesini işitdirdik ki, havz-ı kevsere gider. Su, süt, şerâb ve bal ırmaklarından gider. İşte senin eshâbına ve ümmetine gösterdik. Her kim isterse ki, söyle, iki parmağını iki kulağına koysun. O sesi bunca yıllık yoldan kendi kulağı ile işitir.)

Deneyen benzetmenin ne olduğunu biraz idrak edebilir.
Cehennem şu şekilde aktarılıyor,
11/103 - “Yevme ye’ti”, o gün geldiği zaman.
“La tekellemü nefsün illa bi iznih”,Onun izni olmadan kimse konuşamaz. Allahın müsaade etmediği, izin vermediği,kimsenin, ağzını açmağa, bir tek kelime söyleme yetkisi yoktur.
“Fe minhüm şakıyyun ve sa’id”, insanlardan, oraya gidecek insanlardan bir kısmı Allaha asi olan günahkarlar, kafirler, bir kısmı da bahtiyar ve mutlu insanlardır. Cennetlik olanlardır. .
“Fe emmellezine şaku”, şekavet ehli, isyan ehli, küfür ehli, inkar ehli olanlar, Allaha karşı gelenler var ya,.
“Fe finnari lehüm fiha zefirün ve şehik”,onlar için Cehennemde feryadü figan ve iniltiler vardır.
“Zefir”, kuvvetle bağırmak, feryat etmek manasında. “Şehik” kelimesi de, insanın adeta ciğerinden ve göğsünden çıkan inilti. İnsanın bütün ümidinin, bütün her türlü yardım ve bekleyişlerinin tamamen sona erdiği bir an olduğunu anlaması, o felaketten kurtulmasının imkansız olduğunu iyice idrak etmesi neticesinde, derinden bir iniltiyle inlemesinde çıkardığı sese de Şehik deniliyor. .
Burda bir teşbih de yapılmıştır. Af edersiniz, merkeplerin sesleri de böyledir, deniliyor. Merkeb şiddetle anırır, arkasından da göğsünden bir hırıltı çıkar. O ilk bağırışına Zefir, ondan sonra göğsünden çıkan diğer hırıltıya da Şehik denilir diyor lügat kitaplarında.
32/20 - Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: "Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!" denir.
38/56 Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir.
“Ve aharu min şeklihi ezvac”, daha bu azabın benzeri, buna mümasil, daha ne çeşit azablar vardır. – 58
Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir.— 14/17

Ölümüne sebep olacak o kadar çok belirti çıkıyor ki ortaya, o belirtilerle o, adeta ölümün kucağına düşmüştür artık.

“Ve ma hüve bi meyyit”, fakat hala ölmez.

Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. 35/36

Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, önce yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? Niçin inanmadınız? Şimdi tadın azabı! Zalimlerin yardımcısı yoktur. 35/37


İşte sekerat halindeki hastayı düşünün. Bazı hastalar çok ağır ölüm hastalığı yaşarlar. İntizar halinde, hal-i sekerat diyoruz. Kendinden geçer, koma haline girer, ne yaptığını bilemez. Şuursuzlaşır. Bazıları fevkalade çırpınışlar içinde kalır. Bu dehşetli manzarayı Allahü teâlâ burada vasfediyor. Ona ölüm gelir. Ölüm belirtileri zahir olur her taraftan. Ama o bir türlü ölmez.


Başlarının üstünden kaynar su dökülür. Bununla, karınlarının içindeki organlar ve derileri eritilecektir! 22/19-20

88/6. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,

O kadar korkunç bir açlık duygusu hissedecekler ki, o zakkumdan daha kötü, daha korkunç, müthiş, fena kokan, iğrenç ve insanın bütün iliğini, damarını adeta dikenleriyle yırtıp kanatan bir yiyecek olan Dari’den yiyecekler.

7. O ise ne besler ne de açlığı giderir.

44/43-44 (Cehennemde büyük günâhlıların yiyeceği zakkûm ağacıdır)

45-46 (Erimiş bakır gibi karınlarında galeyân (kaynar) eder. Hamîmin galeyânı da böyledir)

Eğer bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı da beraber o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü azabın kötülüğünden kurtulmak için onu mutlaka feda ederlerdi. 39/47

Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yer kıyamet günü O'nun hakimiyeti altındadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir. 39/67
-
(Bu gerçeği) sana, her şeyden haberi olan (Allah) gibi hiç kimse haber veremez. 35/14

Bu haberler sadece hayalle veya geçmiş bilgilerle açıklanamayacak kadar geniş kapsamlıdır, göz ardı edilemez. Sonsuzlukla ve yapılması gereken görevlerin yapılmamasının tercih edilmesi ile kayıtlanmış cezaları sadece kazan içinde yanmayı hayal edip o hayali ile mücadele eder görünerek alay edenler hazır olsun.


Cennet tasviri ise;

13/35 Müttakilere vaad olunan cennetin misali şöyledir: Altından ırmaklar akar durur, yemişleri süreklidir, gölgeleri de. Rahatın akabinde meşakkat ve yorgunluk yoktur. İşte Allahtan korkanların akibeti budur. Kâfirlerin akıbeti de ateştir.
Şimdi Allahın itaatkar kulları için gözünü nurlandıracak şeylerden kendisi için gizlenmiş olan ni’metleri hiçbir nefis bilemez. 32/17
47/15 - Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu?

“Hamr” kelimesi aslında insanların zihninde dimağında beyin hücrelerinde uyuşmağa ve bir nevi onun fonksiyonlarını azaltmağa yönelik tesiri olan fermantasyon özelliği olan maddelere deniliyor. Tehammür kelimesi, fermantasyon karşılığı kullanılıyor Arapçada. Mayalanma manasında.

Tabii dünyadaki gibi alkollü içkilerin meydana getirdiği sekr hali, sarhoşluk hali meydana getirmiyen insanların başını ağrıtmıyan, onların yapısında, bünyesinde herhangi bir sarsıntı ve dengesizlik oluşturmayan bu günki alışılmış içkilerin hiçbir menfi ve olumsuz tesiri bulunmıyan bir ikramı ilahi olarak, helal Cennet ni’meti olarak onlara orada lezzetli içecekler, fevkalade leziz ve nefis nehirler vardır


44/57 - (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.

40/3. O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah'tandır ki. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O'nadır.

[Kâdî zâde Ahmed efendinin yazdığı (Âmentü şerhi)kitâbı, ikiyüzdokuzuncu sahîfede diyor ki, (Cehennemde bir yer vardır ki, Zemherîr derler. Ya’nî, soğuk Cehennemdir. Soğukluğu pek şiddetlidir. Bir ân dayanılmaz. Kâfirlere, bir soğuk, bir sıcak, sonra soğuk, sonra sıcak Cehenneme atılarak, azâb yapılacakdır).Cehennemde soğuk Zemherîr azâbları bulunduğu, (Kimyâ-i se’âdet)kitâbı, dördüncü rükn, altıncı aslında ve İmâm-ı Muhammed Gazâlînin (Dürret-ül-fâhire)kitâbının tercemesi olan (Kıyâmet ve Âhıret hâlleri)kitâbının sonunda, (Nefs muhâsebesi)bahsinde de yazılıdır. Hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmekdedir.

Din câhilleri, islâmiyyete , yalan ve iftirâ ile saldırırken (Peygamberler, hep sıcak memleketlerde geldiği için, Cehennem azâbının ateş olduğunu söylemişler, hep ateşle korkutmuşlar. Kutblarda, şimâl soğuk memleketlerde gelselerdi, buz ile azâb yapılacağını söylerlerdi) diyor. Bunlar, hem çok câhil, hem de ahmak kâfirlerdir. Zâten Kur’ân-ı kerîmden haberleri olsaydı ve islâm büyüklerinin sözlerini duysalardı ve biraz aklları olsaydı, hemen müslimân olurlardı. Hiç olmazsa, böyle ulu orta, yalanları yazmakdan, belki sıkılırlardı. Dînimiz, hem Cehennemde, soğuk azâblar olduğunu bildiriyor, hem de Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” yalnız sıcak memleketlere değil, yeryüzünde, sıcak ve soğuk, her memlekete gönderildiğini haber veriyor. Kur’ân-ı kerîm, Peygamberimize sorulan süâllere, soranların bilgilerine ve anlayışlarına göre cevâb vermekdedir. Âhıretdeki bilinmiyen varlıkları da, dünyâda gördüklerine, bildiklerine benzeterek anlatmakdadır. Mekkeliler, kutubları, buz memleketlerini duymadıkları için, Cehennemin soğuk azâblarını onlara bildirmek, fâidesiz olurdu. Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde bu inceliğe uygun haberlerin bulunması, şimdiki kâfirlerin dahâ çok sapıtmasına sebeb olmakdadır]

İnsanlara ve cinlere akibetlerini haber vermek onları yanlış ve zararlı davranışlardan alıkoymak, vazgeçirmek maksadıyla kullarına Kur’anı azimüşşanı gönderen Allahü teâlâ çok yücedir, çok büyüktür. Hayrı ve bereketi çok fazladır 25/1
Allahü teâlâ dilediğini, irade ettiğini yerine getirir. Ona, onun iradesine mani olacak hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Allahü teâlânın bu gücünün ve kuvvetinin, irade-i Rabbaniyyesinin nasıl tecelli ettiği konusunda insanların çoğu gerçeği, hakikati anlıyamazlar ve meselenin künhüne vakıf olamazlar.

“Leyse ke mislihi şey’un”, islamiyyetin tenzih akidesini, Allahın hiçbirşeye benzemediği, ilmi kelamda, akaidde “Muhalefetün lil havadis” Cenab-ı Hakkın selbi sıfatlarından bir tanesi hiçbir şeye benzememesi. Zatında, sıfatında ve ef’alinde, Cenab-ı Hakkın hiçbir şeye benzememesini çok kesin ve net olarak ifade eden muhkem ayeti kerimedir bu. “Leyse ke mislihi şey’un”, Onun benzeri gibi hiçbir şey yoktur demek.
-
“Ve lem yekün lehu küfüven ehad”, İhlas suresinde, Onun için hiçbir varlık Ona denk olamaz demek. Hiçbir kimse, hiçbir şey, Ona denk ve eşit olmadı. Allah-ü tealaya hiçbir şekilde sonradan yaratılanlar benzemez. Mahluk olanlar, hadis olanlar, sonradan var olanların Cenab-ı Hakka benzemesi kesinlikle söz konusu değildir.
-
İslamiyyetin en önemli özelliklerindendir tenzih akidesi. Müteal ve yüce, aşkın varlık olan Allah-ü tealayı kabul, iman ancak böyle bir güce teslimiyyetle gerçek manada huzur bulur. Böyle bir Allahın zikriyle gönlünde hakiki manada itminan ve huzura kavuşur. İnsanoğlu.

43/82. Subhâne rabbis semâvâti vel ardı rabbil arşi ammâ yasıfûn

İslamiyyet tenzih dinidir. İslamiyyette erişilmez Allah anlayışı var. İslamiyyetin en yüce tarafı o. İslamiyyette haşa Allahı mahlukat seviyesine indirgiyerek, Allah korusun basitleştirmek yok. Allah-ü teala müteal, yüceler yücesi. Allah-ü teala veraül vera, ötelerin ötesi. İnsan zihni, aklı, insan ruhu ona ulaşmak şöyle dursun Onu herhangi bir şekilde tasavvur etmesi bile mümkün değil.

“Ve hüve ala külli şey’in kadir”, Allahü teâlâ her şeye gücü yetendir. En yüce uluhiyyet telakkisi. Onun için Cenab-ı Hakkı düşünmek, her hangi bir şekil ve kalıba haşa sığdırmak, herhangi bir mahluka benzetmek, bir yönüyle olsun, arada bir müşabehet, bir benzerlik ve ilişki kurmak mümkün değildir.

İnsanların bu gün her şeyi dünya şartları içinde mütalaa eden, Allahü tealanın gücünü, kuvvetini, kendisi gibi düşünen insan, geçici güçlerine aldanarak, alaylı ifadelere cüret ediyorlar.--75/6

84/19 - Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz. – Her şey sonsuzluğa ayarlanacak

Mutlak mülk, hükümranlık, Onun kudretinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter. 67/1

O, hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. Allahü teâlâ çok güçlüdür. Emrine galiptir. Fevkalade de bağışlayıcıdır. Mağfireti boldur. Onun lütuf ve keremi,kulları üzerindeki hakimiyyeti mutlaktır. 67/2

Sonradan olan ve ölümlü bir insanın ne kadar güçlü kuvvetli ve ne kadar etkili olursa olsun hep var olana kafa tutmasının hiçbir mantığı ve geçerli sebebi olamaz, eldeki geçici imkanlara bakarak kibirlenmemesi lazım.

İnsanlar bu dünyada bir takım geçici şartların, bazı fani durumların sürüp gideceğini zannediyorlar. Halbuki dünyada herşey fanidir. “Külli şey’in halikün illa vecheh”, bu husus, gayet açık bir şekilde bildirilmiştir ayeti kerimede. Her şey fanidir bu dünyada. Allahtan başka. Hiçbir kimse elinde mevcud olan hiçbir imkana güvenemez. Kendisine ne noktaya kadar vefa edeceği, kendisine ne noktaya kadar fayda sağlıyacağını insanlar bilemez. Hangi imkanlara sahip olurlarsa olsunlar. Güçleri kuvvetleri, satvetleri, otoriteleri ne olursa olsun. Ama insan çoğu zaman aldanıyor. Elinde mevcud olan imkanlara, elinde bulundurduğu güce, insan bazen fazlaca güveniyor. Ve onun ilanihaye sürüp gideceğini zannediyor. Üstelik aşağıdaki şekilde uyarıda yapılmış idi.

Ne İsa aleyhisselam ne de Allahın mukarreb melekleri, Allahü tealaya yakınlığı olan, Cenab-ı Hakkın huzuru Rabbanisinde ibadetle, taatle meşgul olan melaikei kiram hiç biri bunların, Allaha kul olmaktan istinkaf edecek, o yüce kulluk mertebesini terk edecek durumda değildir. Onu inkar edecek değildirler. Allaha kul olma rütbesinden hiç bir zaman sarfı nazar etmezler, onu bırakmazlar. Kim O'na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır. 4/172

Ey insanlar Rabbınızdan korkunuz. Allahın büyüklüğü azameti karşısında vereceğiniz hesabı düşünerek şuurlu, dikkatli ve akıllıca hareket ediniz. Öyle bir günden korkunuz ki baba oğluna bir fayda ve menfaat sağlıyamaz. Çocuk da babası için hiçbir şey yapamaz. Allahü teâlâ bu günü haber vermiştir ve bu va’d haktır. Bu bilgi gerçektir. dünya hayatında sahip olduğunuz geçici ni’met ve imkanlar elinize geçen fırsatlar sizi gururlandırmasın. sizi devamlı aldatmak istiyen şeytan da sizi aldatmasın. Hedefinizden alıkoymasın. 31/33

Dawkins gibilerin 70-80 senelik ömürlerinde sanki sonsuz yaşayacakmışcasına isyan etmesinin, kendini büyük görmesinin onun ahmaklığını ve tedbirsizliğini ortaya koymuş olmasından başka ne kazancı olabilir?

Üstelik hayalinde canlandırdığı tanrı fikri hiç hesap yapmadığını ve aksini düşünemediğini ıspat etmesi bir yana son derece primitif kaldığınıda belgeler.

Onlar gibilerin hayallerini bir tarafa bırakırsak..

Allahu Teala kendisini Haşr suresinde bizlere tanıtıyor;

59/22. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ hu, âlimul gaybi veş şehâdeh, huver rahmânur rahîm

22. O, öyle Allah'tır ki, Ondan başka ilah yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.

“Hüverrahmanürrahim”, Allahü teâlâ dünyada ve ahirette rahmetiyle bütün kullarını kuşatmıştır. Dünyada mü’min ve kafir kim varsa, hepsine rahmetiyle tecelli etmekte, rahmeti ilahiyyesini, Rahman sıfatıyla bu şekilde göstermekte, Rahim sıfatıyla da ahirette sadece mü’min kullarına rahmeti ilahiyyesini bahşedeceğini müjdelemektedir. Rahman, dünyada bütün mahlukata merhamet eder, Rahim de, ahirette sadece mü’min kullarına, inanan, iman eden kullarına merhamet ve rahmetiyle tecelli edecek demektir.

23.Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ hu, elmelikul kuddûsus selâmul mû’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir, subhânallâhi ammâ yuşrikûn.

(Allahü teâlânın ilâhlıkta şerîki, ortağı yoktur. Mülkü hiç de yok olmayan bir meliktir. Noksanlık olan her şeyden münezzehdir. Ayblardan ve kudretsizlikten uzaktır. Müminleri sonsuz azâbdan emîn kılmıştır. Herşey üzerine hâkim ve hâfızdır. Hükmünde gâlibdir. [İnsanlar birşey yapmak isteyince, O da irâde ederse, isterse o şeyi yaratır. Hâlık [yaratıcı] yalnız Odur. Ondan başka kimse, hiçbir şey yaratamaz. Ondan başka kimseye hâlık [yaratıcı] denilemez. İnsanların dünyada ve âhirette rahat ve huzur içinde yaşamalarını, sonsuz saadete kavuşmalarını sağlayan, kurtuluş yolunu göstermiş ve bu yolda yaşamalarını emretmiştir. Azamet [büyüklük] ve Kibriyâ [yücelik] ancak Ona mahsûstur.] Allahü teâlâ müşriklerin şirklerinden ve iftirâlarından münezzehdir)

Cenab-ı Hakkın isimleri zikrediliyor burada. Esmaül hüsna, en güzel isimler demek.

“El melikü”, her şeyin gerçek sahibi.

“El kuddüs”, Allahü teâlânın her türlü noksandan beri olması manasında.

“Es selamü”, bütün kullarına, her türlü tehlikeden, her türlü felaketten koruma imkanını sağlıyan, onları dünyada gerçek anlamda selamete erdiren manasında.

“El mü’minü”, peygamberlerinin peygamberliğini, onlara ihsan ettiği mucizelerle teyid eden, onlara güven ve eman veren manasında. “Amene yü’minü imanen”, iman etmek manasına geldiği gibi, bir de güven ve emniyyet verme manasında.

“El müheymin”, her şeye hakim olan, her şeyi görüp gözeten, rakib manasında. Gerçek manada her şey üzerinde mutlak kudret ve otorite sahibi manasına geldiği gibi, bütün mahlukatını görüp gözeten, onları murakabe altında tutan demek.

“El azizü”, emrine galib. Ne isterse onu yapabilir.

“El cebbarü”, cebbar da, azim manasında. Allahü teâlânın azametini gösteriyor. Allahü teâlânın, her türlü haddini bildirmeğe, haddini bildirecek kudret ve azamet, büyüklük sahibi olduğunu ifade eder.

“El mütekebbir”, mütekebbir kelimesi de, tekebbür, yani büyüklük kendisine has olan,

“Sübhanallahi amma yüşrikun”, Allahü teâlâ, kendisine şirk koştukları, ortak, eş ve benzer, eşdeğer olarak gördükleri şeylerden tamamen beridir, uzaktır. Ona, hiçbir şey ortak ve denk olarak düşünülemez demek.

24. Huvallâhul hâlikul bâriûl musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm.

O Allah öyle bir Allahtır ki,

“El halık”, yaratan

“El bariu”, yoktan var eden demek.

“El musavviru”, suret ve şekil veren.

“Lehül esmaül hüsna”, en güzel isimler Onundur.

“Yüsebbihu lehu ma fissemavati vel ard”, göklerde ve yerde olan her şey Onu tesbih eder.

“Ve hüvel azizül hakim”, O, her işinde hikmetli, her işinde aziz ve galib, her yaptığında, bütün mahlukatın üzerinde hakim ve her işi hikmetlidir. Manasız, abes ve lüzumsuz hiçbir şey yaratmaz
.


Son uyarı;
64/7 İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Evet! Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır".

8 Öyleyse Allaha ve resulüne iman ediniz. Ve bizim indirdiğimiz nura, Kur’anı kerime, kitaba da iman ediniz. Allahü teâlâ sizin bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

9 Sizi, toplanma gününde, Cenab-ı Hak bir araya getirecek, işte bu, insanların karşılıklı olarak, aldananlarla kazananların karşılaşacakları gündür. Kim Allahü teâlâya iman eder ve yararlı iş yaparsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onu, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.

Tegabün, karşılıklı olarak birbirini aldatmak demek.

Ahkamül Kur’an isimli kitabında Ebu Bekir ibnül Arabi diyor ki, dünyada iken insanların arasında tegabün caiz değildir. Yani birbirini aldatmak yoktur. Ahirette ise aldanmış insanların durumu ortaya çıkıyor. Tegabün o anlamda demektedir.


“Ve ya’mel salihan”, ve faydalı, güzel iş yaparsa, ibadet ve taat mevzuunda insanlarla olan ilişkilerinde, insanları kırıcı, incitici olmadan, onların yararına, menfaatine olacak güzel şeyler yaparsa, salih amelin çerçevesi çok geniş. İhlasla yapılacak tabii. Halisiyyet olacak. Ve allahın rızasını kazanma niyyetiyle yapılırsa, o zaman bütün işler salih amel içine giriyor. Bu özelliği, o vasfı kazanıyor. İnsan çoluk çocuğuna helal ve temizinden yedirmek, içirmek, onların sağlığını, sıhhatini korumak, onları ele muhtaç etmemek için didinir, çalışırsa, nafaka kazanmak, çoluk çocuğunun rızkını kazanmak için gösterdiği bütün çalışmalar, bütün bunlar da salih amel oluyor. İnsanlığın hizmetine olan, insanlığa maddeten ve manen katkı sağlıyacak bütün çalışmalar, Hak rızası gözetilmek kaydıyla, salih amel olur. Beş vakit namaz, tabii başta. Orucumuz, ibadetlerimiz, her türlü haramdan sakınmamız, gayri meşruluklardan uzak durmamız, hep salih ameldir. Bunları kim yaparsa, demek ki, aldanmamanın yolu, bunları yapmaktır.

“Zalikel fevzül azim”, işte bu, büyük bir başarı ve kazançtır.

10 İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır.

Ayat, Kur’anı kerim ayetlerine deniliyor. Ayet kelimesi, Kur’anı kerimde birbirinden farklı manalarda kullanılır. Bazan mucize anlamına geliyor. Bazan işaret ve alamet manasına geliyor. Ama her halü karda insanların iman etmesine delalet eden, yardımcı olan, insanların inanmasını kolaylaştıran delil ve burhanlara, kanıtlara Ayet deniliyor Bunun çoğlu, Ayat.

12 Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, Peygamberimize düşen, sadece apaçık bildirmektir.

O halde ey akıl sahipleri, o azabtan, o azab dolayısıyla Allahtan korkun. Allahın emirlerine saygılı olun.65/10

Bu duruma yanlış fussilet suresinde yolları belirtilerek uyarı şeklinde temas ediliyor..

41 /23 - Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz.

65/ Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur.
Kim Allah'tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır.
Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter.
Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
İslamiyyetteki Allah inancı, bütün dinlerde, zamanımızda ve daha önceki zamanlarda görülen muharref dinlerdeki Allah inancından o kadar bariz ve o kadar açık bir farklılık ve üstünlük arzetmektedir ki, bununla, diğer inançları kıyas etmek bile kabil değildir. İslamiyyetin müte’al Allah inancı, Allahü teâlânın erişilmez gücü ve kudretine teslimiyyet manasında bir iman, insana gerçek huzur ve rahatı verecek imandır.