Hadiselerin ne şekilde devam ettiği dünya hayatında başlıyan olayların hangi sonuçlara müncer olduğu Kur’anı kerimde çok açık olarak bildirilmiş. Onun için insanların huzur-u Hakta ileri sürecekleri bir mazeret aslında kalmamıştır. Yaratılışımız icabı biz haleti ruhiyemiz, psikolojik özelliklerimiz dolayısıyle daima gaflete ve unutmağa meyyaliz. “El insanü mürekkebün minel hatayı vennisyan” demişler. İnsan hatadan ve unutmaktan mürekkebtir.

Onun için bu unutma gaflete dönüşmesin. İnsan bir şeyi unutabilir ama, ondan sonra aklını başına toplaması hemen unutarak yaptığı kusurları süratle telafi etmesi lazım. Eğer öyle yapmazsa o zaman sonunda telafisi imkânsız pişmanlıklarla, nedamet ve hüsranlarla başbaşa kalabilir. Orada faydası olmıyan nedamet anında, pişman olmak bize birşey kazandırmaz. Ama dünyada pişman olursak o zaman elbette ki bu bize çok şey kazandıracaktır. Çünki cenab-ı Hakkın müteaddit va’adleri var. Çok çok müjdeleri var. Kullarını affetmesi, bağışlaması, mağfiret etmesiyle ilgili çok söz vaad ve müjdeleri, tebşiratı var. Ondan istifade etmek lazım.

Kıyamet ahvaliyle ilgili olarak, orada meydana gelecek olayları kendi ilmi imkânlarımızla, öğrenebilme kapasitemizle bilmemize imkân yoktur. Cenab-ı Hak bunları Peygamberi vasıtasıyla bize bildirmiş ki, bunları o kadar bilebiliyoruz. Bunlar dünya ötesi olaylar çünki. Dünyadan sonra meydana gelecek olaylar. Biz dünyayı daha bilemiyoruz ki, ayeti kerimede Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor. "Ya’lemune zahiran minel hayatiddünya ve hüm anil ahiratihüm gafilun”, onlar dünya hayatından da zahiri, görünüşte bazı şeyleri bilirler. Ama onlar ahiret hayatından gafildirler buyuruyor cenab-ı Hak. (Rum 7)

İnsanın unutmasının bazı acıları insanın belli bir süre sonra kanıksamasının bazı faydaları var ama gerçek olarak, nasihat mahiyetinde, ibret alması gereken konularda gaflet içine düşmesi, insanın felaketini hazırlar Allah korusun. İnsanlar eğer şartlar biraz lehlerinde gider, biraz şartlar elverişli ortama girerse, o zaman bir anda eski sıkıntıları unutuveriyorlar. Bu da onların gaflete düşmesine yol açıyor.

Gaflet insan için en korkunç şey. Akibetinden habersiz yaşamak demek. Gerçekleri kulak ardı etmek demek. Devamlı ruhunun diri ve canlı tutulması lazım. İnsan aklının zihninin gönlünün uyanık olması lazım. Eskiler, büyükler buna Huzur ve Agahi diyorlar.

Bu Kur'ân-ı kerim, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir. 14/52

“Bu kitap, Allah'tan korkanların, Allah'ın emirlerine saygılı olanların, Cenâb-ı Hakkın emirlerine itâatkar bulunan kimselerin, hidâyete ermelerine, doğruyu bulmalarına, hakîkati görmelerine, gerçeği anlamalarına vesîle teşkîl edecek bir özelliğe sâhiptir.” Bu kitâbın karakteristiği budur. İnsanlar, doğruya ve hakka tâlip iseler, mutlakâ bu kitâba uymak sâyesinde, bu kitâba uyarak o doğruyu bulma imkânını elde ederler. Bu sûretle, dalâletten, sapıklıktan, her türlü yanlış yollara düşmekten de kendilerini kurtarırlar.

Ama onlarda, Allah’tan korkma, Allah’ın emirlerine saygı gösterme vasfı bulunması esastır. Bu özelliğe sahip olan, bu vasfa haiz olan mü’minler, mütteki kimseler, ittika eden kimseler, Allahü tealanın kendilerine ihsanı olan bu kitap vasıtasıyla hakikati, gerçeği anlama imkanına sahip olabilirler. 2/2

“İşte onlar, Rabları tarafından hakîkî, gerçek bir hidâyet (doğru yol) üzeredirler ve onlar felâha, kurtuluşa ermişlerdir.” 2/5


Bu Kur’anı azimüşşan, Allahü teâlânın izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, küfürden imana, dalaletten hidayete erdirmek için yani, Her türlü övgüye, methü senaya layık olan, güçlü ve emrine galip, istediğini yapabilecek kudrette olan Allahü teâlânın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. 14/1

Asıl iş yardıma layık insanların yanında yer alabilmekten geçiyor, iyiyi talep etmek, doğruya yönelmek işin başlangıcı sayılıyor, Allahu Teala bizi kendi haline terk edilmişlerle birlikte bulunudurmasın.

Yeterli uyarı yapıldıktan sonra inanmayan inanmayabilir, inatlaşan inatlaşabilir, takip ettikleri zanları düşündükleri fikirleri, şimdi onlara cazip gelsede, bu bozuk fikirleri kısa görüşleri onları hangi akibete götürecek herkes tarafından anlaşılacağı zamana kadar serbestler. Sonrası….

(Habîbim) artık sen insanlara nasîhat et, öğüt ver. Allahü teâlâdan korkan kimse, nasîhati, öğüdü dinleyecektir (ondan faydalanacaktır) . Çok fâsık ve bedbaht olan o nasîhatlardan kaçınacak. O Cehennem ateşine girecek. 87/9-12

(Ey Resûlüm! De ki, hak ve gerçek Allah tarafından bildirilmiştir. Cenab-ı Hakkın bildirdikleri apaçık meydandadır. Artık dileyen îmân etsin, dileyen kâfir olsun! Çünki biz, zâlimler için öyle bir ateş hâzırladık ki, onun kalın dıvârları kendilerini kuşatmışdır) 18/29

İnsanlar sadece peygamberler vasıtasıyla uyarılmakla kalmıyorlar dünyada. Onlar akıllarını fikirlerini anlayış güçlerini kullanma konusunda çeşitli uyarılara maruz kalıyorlar. Bu meyanda da zaman zaman başlarına gelen musibet ve sıkıntılarla da insanlara ileride karşılaşmaları mukadder olan sıkıntılı durumların örnekleri ve habercileri de geliyor. Bunlar vasıtasıyla da insanlar uyarılmış oluyorlar. Cenab-ı Hak onlara dünyada iken bir dönüş, aklını başına alma imkânı bahşediyor. Birazcık anlayışı ve firaseti olan hemen durumu kavrıyarak birden bire kendisini toparlar ve o içinde bulunduğu tehlikeli ve zararlı durumdan rücu edebilir.

O zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey vaat etmiyorlar 35/40

İnkarcılar bir kendini beğenmişlik ve bir nifak ve bozgunculuk niyyeti içindedirler. 38/2
Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının. 2/281

Allahü teala hazretleri en son indirilen ayeti kerimesinde bile insanları bu dünyada iken ebedi hayata hazırlanma konusunda ikaz etmiş, onları bu suretle uyarmıştır. Bu uyarılara kulak veren mü’minlerden olanlara ne mutlu.

Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs, fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ Vel âhirah, teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn
Subhâne rabbis semâvâti vel ardı rabbil arşi ammâ yasıfûn
Fe in tevellev fe kul hasbîyallâhu lâ ilâhe illâ hû, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm