Üye olmadan linkleri göremezsiniz üye olmak için hemen tıkla! Click here to register] Ne zaman Diyanet ile ilgili tartışma olsa, aklıma hep Cengiz Han Müftüsü gelir.
28 Şubat darbecilerinin en azgın olduğu zamanlardı.
O günlerde dine ve imana şaşı bakan bir takım hoca bozuntuları vardı.
Bunlar özellikle Ramazan ayı ve Kurban bayramı öncesi ortaya garip garip meseleler atar, milletin aklını bulandırırdı.
Bunlardan şaşı olanı kadınların çıplak namaz kılabileceği fetvasını verirken, diğeri Kuran’da namaz olmadığını iddia ederdi.
Bu iki delinin kuyuya attığı taşı bütün millet çıkarmaya çalışır, ortalık birbirine girerdi.
Bu iki hoca bozuntusu 28 Şubat komutanlarının müftüsü durumundaydı.
Onlar ne emrederse yerine getirir, dini bozmak için arı gibi çalışırlardı.
Hergün kanal kanal dolaşırlardı.
Çıkardıkları fitnelerine Diyanet karışmaz, sessiz kalırdı.
Sonradan anladık ki Diyanet sessiz kalmak bir yana, meğer bu münafıklara bir takım maddi imkanlar da sağlamış.
Kitaplarını basmış, kurullara alıp maaşa bağlamış falan...
Ne zaman 28 Şubat bitti, Allah’a şükür bu münafıklar da gitti.
28 Şubat’ın bu sapıklarına genel anlamda, “Cengiz Han Müftüsü” deniliyor.
Kimdir Cengiz Han Müftüsü?
Cengiz Han biliyorsunuz Moğol’dur.
Kendisi Müslüman değil, Şamandır.
Moğolların en büyük gücü, ordusuna kattığı Türklerdi. Çeşitli Türk boyları Moğollar adına savaşıyordu.
Bu Türkler Müslümandı.
Cengiz Han’ın eşi görülmedik vahşet ve zulmü, ordusundaki Türkler arasında zaman zaman sıkıntıya neden oluyordu.
Türkler işlenen zulüme arada bir tepki gösteriyordu.
Cengiz Han; vurucu gücü olan bu Müslüman Türkleri elinden kaçırmamak için devletindemüftülük makamı kurdu.
Bu müftüler; Cengiz Han’ın haramlarına “helal” diye fetva veriyorlardı.
Bu fetvalar sayesinde Müslüman Türklerin isyanını önlüyordu.
“Devlet müftülüğü” olarak bilinen bu makamı ilk olarak Abbasiler kurdu. Sonra Fatımi Devleti sürdürdü.
Bu sahtekâr müftülerin vazifesi; dine göre değil, başındakine göre fetva vermekti.
Abbasiler, Fatımiler ve Cengiz Han döneminde, “harama” caiz diyen bu müftüler birer devlet memuruydu ve devletten yüksek maaş alırlardı.
Cengiz Han bu müftülerin fetvalarıyla ordusundaki Türkleri yanında tutmayı başardı.
Cengiz Han müftüleri korkudan o zamanki hükümdarın arzusuna göre konuşurlardı.
İslam müftileri, Allahü teâlâ’nın emirlerini ve yasaklarını bildiren âlimlerdi.
Onlar asla böyle bir yanlışa düşmediler.
Zaten onlar devletten daima uzak durdular.
Yeri gelmişken o alimlerle ilgili bir olayı aktarayım.
Süfyân-ı Sevri hazretleri çok büyük bir alimdi.
Tebe-i tâbiînin büyüklerindendir. Hicri 95 senesinde doğdu.
Cafer-i Sadık Hazretleri ile aynı zamanda yaşadılar.
Cafer-i Sadık hazretleri; Ehl-i beytten olup, on iki imamın altıncısı, Silsile-i aliyyenin dördüncüsüdür. Babası Muhammed Bakır, dedesinin dedesi Hazret-i Ali’dir.
Süfyan-ı Sevri Hazretleri, Cafer’i Sadık hazretlerinden ders alırdı.
Süfyân-ı Sevrî hazretleri, bir gün sohbet dinlemek için Câfer-i Sadık Hazretleri’nin evine gitti.
Câfer-i Sâdık: "Ey Süfyan! Sen, zaman zaman sultan ile görüşüyorsun. O seni arıyor, sen de ona gidiyorsun. Ben ise, mümkün mertebe sultandan uzak duruyorum. Zamanın hali bunu icab ettiriyor. Yanımdan hemen çık, git!"
Cafer-i Sadık Hazretleri; din işiyle uğraşanların dünya işiyle uğraşanların sofralarına mazeretsiz oturduklarında, kalplerinin karardığını böylece ibadetin de sohbetin de bereketinin kaçtığını söyledi.
İşte size hakiki bir din adamı.
Din adamı olduğu için devlet adamlarından uzak duran bir büyük zat.
Dönelim şu müftülere..
“Müftü” denilen bu devlet memurları ise, zaten dini çok bilmezlerdi.
Allahü teâlâ’nın yasak ettiği bir şeyi, hükümdar emretmiş ise, (Bunu yapmak caiz değil) demezlerdi.
Yahut bir zalim, Allahü teâlâ’nın emrettiği bir şeyi yapmamış olsa, (Bunu yapmak gerekir) diyemezlerdi.
Böyle yaparak kendilerine inanan Müslümanları günaha ve büyük felaketlere sürüklemişlerdi.
İşte devlet adına menfaat karşılığında yani maaş alarak fetva veren bu müftülere Cengiz Han Müftüsü denilir.
Devlet adına fetva verene “Müftü”, Allah adına fetva verene “Müfti” denilir.
Bu ikisini birbirine karıştırmamak lazımdır.
Bugünkü bütün sıkıntıların kaynağı budur.
Cengiz Han ölüp gitti ama onun müftüleri resmen hortladı.
Halen ortalık Cengiz Han müftülerinden geçilmiyor.
“Din alimi” kisvesindekiler üç kuruşluk dünya menfaati karşılığında dini satıyorlar.
Kimi para için, kimi makam için, kimi şöhret için ve hatta kimi ekrana çıkmak için Cengiz Han Müftüsü oluveriyor.
Bazıları da makamlarını ve maaşlarını kaybetmemek için, bazıları başındaki amirlerineyalakalık için, gönüllü olarak Cengiz Han Müftülüğü yapıyor.
“Müfti” ile “Müftü”yü birbirinden ayıramayan cahiller bunlara inanıp, akıbetlerini tehlikeye atıyor.
Bir büyüğüm buyurmuştu ki, “Böyle kimseler tren gibidir. Peşindeki vagonlara doldurdukları cahil ve imanı zayıf kimseleri katar katar götürüp ateşe atar. Onlar başına geleni ancak son nefeste anlar o zaman da onlar için yapacak bir şey kalmamıştır.”
Allahü teala bizi ve ülkemizi bunların şerrinden muhafaza buyursun inşaallah.
Cengiz Han Müftülerini sakın ola hafife almayın.
Bu müftüler Fatimi ve Abbasi devletlerini yıktı.
Osmanlı ve hilafetin yıkılmasında ön ayak olanlarda yine bu müftülerdi.
Bu hainler yıkılacak Şeriat devleti kalmayınca, şimdi de dine ve ehli sünnet yoluna göz dikti.
Ehli sünnet; hem içeriden ve hem dışarıdan bir saldırı altına alındı.
Cengiz Han Müftüleri haftanın 7 günü, “Bana göre” diye lafa başlayıp, fetva üzerine fetva veriyor.
Amiri bir günah işlediğinde; ahaliye bunun günah olmadığını anlatmak için 70 takla atıp, eğriyi doğru, doğruyu eğri yapıveriyor.
Oysa bu din ve yol, “Bana göre” diyenlerin değil, “Hocama göre” diyenlerin yoludur.
Dini İslam’ın bozulmadan günümüze gelmesinin nedeni, nakil olmasıdır.
Bu yolda hiç kimse; kendi aklı ile anladığını anlatmamış, hep büyüklerinden öğrendiklerini nakletmiştir.
O yüzden de söze, “Hocam buyurmuştu ki” diye başladılar.
Lafa böyle başlayanlar bilirler ki; hocaları da lafa, “Hocam böyle buyurmuştu ki” diye başlamıştı.
Ve dahi onun hocası da lafa böyle başlamıştı..
İşte bu silsile birer altın halka olarak da Mübarek Peygamber Efendimize (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadar dayandı.
Sonuçta onun kıymetli ve mübarek sözleri, bozulmadan ehli sünnet halkasıyla bizlere kadar ulaştı.
Müftiler karşılıksız olarak sadece Allah rızası için dini öğrettiler.
Bunu yaparken de Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmadılar.
“Korkmadılar” deyince size bir hatıramı anlatayım.
28 Şubat’ın en azgın olduğu günlerdi.
O günlerin Cengiz Han Müftülerinden biri ısrarla namazın 5 vakit değil 3 vakit olduğunu söylüyordu.
Bunun için de ekran ekran dolaşıyor, milletin kafasını bulandırıyordu.
Ben de TGRT’de program yapıyordum.
Enver Abi aradı;” Diyanet İşleri Başkanı’nı programına çıkar da millete namazın 5 vakit olduğunu anlatsın “ dedi.
İsmi lazım değil o başkanı bir arefe günü ekrana çıkardım.
Yapacağım şey çok basit.
“Dinimize göre namaz 5 vakittir” dedirteceğim.
“Hocam” dedim. “Biliyorsunuz bazıları namazın 3 vakit olduğunu iddia ediyor. Siz bu konuda ne diyorsunuz?” diyerek konuya direk girdim.
Lafa başladı, “ Efendim filanca zata göre 3 vakit gibi denilse de, fiş mekana göre 1 vakit deniliyor. Zamanında da filanca bir vakit kılmıştı….”
Anlatıyor anlatıyor ama bir türlü “Ne 3’ü kardeşim, namaz 5 vakittir” demiyor.
Sinirim yerinden oynadı.
“Hocam” dedim. “Bırak şimdi onun bunun kaç vakit kıldığını dinimize göre namaz 5 vakittir değil mi ?” dedim.
Sandım ki, “Evet” diyecek.
Gene başladı şu şöyle fetva vermiş bu böyle fetva vermiş…
İzleyenler hatırlayacaktır.
Bu kez sesimin tonunu yükselterek, “Yav bırak bunları, şimdiye gel. Namaz şimdi kaç vakittir? Diyanetin camilerinde her gün kaç vakit namaz kılınıyor?” dedim.
“5 vakit tabi” dedi.
“Aman hocam. Şimdi oldu. Lafı uzatıp meseleyi karıştırmayalım” dedim. Sonra kameralaradönüp, “ Gördüğünüz ve duyduğunuz gibi namaz 5 vakittir. Başkalarına sakın inanmayın. Diyanet İşleri Başkanımız da zaten bunu teyit etti” dedim.
Neyse program bitti arabasına kadar uğurluyorum. Sinirden her yerimden adeta ter fışkırıyor.
Yolda, “Sen de çok sıkıştırdın ama beni” dedi.
Hadi buyur bakalım.
Topu topu, “Namaz kaç vakit?” diye sormuşum.
Beyefendi buna, “Sıkıştırma” diyor.
Aman kardeşim!..
“Müftü” ile “Müfti”yi iyi ayırın
Benden size tavsiye!..
Siz siz olun, böyle müftülerden uzak durun.Metin ÖZER
HABERVİTRİNİ